• Bazû'l-Eşheb Sultanu'l-Evliya Seyyid Abdulkadir Geylani hazretlerinin soluksuz okuduğum ve bir o kadar da etkilendiğim özellikle tasavvuf çevrelerinde kuvvetli olduğuna inandığım muazzam bir eser..
  • Öyle ise Alah Teâlâ'ya tevbe ediniz, O'ndan özür dileyiniz, O'nun huzurunda günahlarınızı itiraf ediniz, huzurunda tazarruda bulununuz.
  • Sabredin! Hüzünsüz bir neşe, darlıksız bolluk olmaz.
  • Mezarlıkları ziyaret ediniz, salih kişilere gidiniz, hayırlar yapınız. Artık işiniz istikamet buldu. Sizler verilen öğütlerden yararlanmayanlardan dinlediklerinin gereğini yerine getirmeyenlerden olmayınız.
  • Gerçek budur ki, dünya oğullarına ne kadar yakın olsan kalbini onlara kaptırsan, Hak'dan o kadar uzak olursun.
  • lat, menat, uzza, hubel; kendi dönemlerinde yaşamış salih kimselerdi. İnsanlar onlar yaşarken yanlarına gidip müşküllerini anlatırlardı. Sonra bu insanlar öldüklerinde Araplar bu iyi insanların heykellerini yaptılar ve onların vasıtası ile Allah'a yakınlaşacaklarını umuyorlardı.

    Hz. Resulullah s.a.v, peygamberlik vazifesini alınca putların çevresindeki bu insanlara hitaben "siz putlara tapıyorsunuz" dedi. Puta tapanlar buna karşı çıktılar. "Ya Muhammed! biz putlara tapmıyoruz, biz de biliyoruz ki Allah tekdir! biz o putları bizi Allah'a yaklaştıracak vesileler oldukları için kullanıyoruz" dediler. Hz. Resulullah s.a.v cevaben: "Bu tapmaktır, evet siz onlara tapıyorsunuz dedi"....

    Şimdi bir başka konuyu açayım: Ruhbanlık...
    Ruhbanlığın pek çok alameti vardır. En önemli alameti de, Ruhbanların, insanlara Allah'ın gönderdiği kitabında olmayan şeyler söylemeleri, Kitapta bulunan bazı şeyleri de yok saymalarıdır.
    Hz. Resulullah s.a.v veda hutbesinde "Bugün size dininizi tamamladım" dediği anda İslam Dini tamam olmuştur. Tüm sevaplar, günahlar, ibadetler ve gayrısı bellidir. Bundan sonra dine dair söylenen her ibadet şekli bidattir ve Sünnet'e aykırıdır ve dahi Kur'an'a aykırıdır. Günümüzde de Allah'ın Kur-an'da belirtmediği, Resulullah'ın söylemediği bazı sözde ibadetler vardır ki, bunlar da bidat hükmündedir. Bunları emredenler ise tabirde ruhbandır.

    Allah c.c. Kuran'da Ruhbanlığı eleştirmiş, bunu kendisinin emretmediğini, kimseye böyle bir vazife vermediğini belirtmiş, Ruhbanlık kurumu yerine "Rabbaniliği" yani Allah adamlığını tavsiye etmiştir.

    "Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.” Al-i İmran 79

    Rabbani kavramının bir benzeri ifade de Zumer suresi 2. Ayette geçer: "Biz sana Kitap'ı gerçekle indirdik. Öyle ise dini Allah için halis kılarak O'na kulluk et." Yani din, Allah'ı has kılarak yaşanmalıdır.

    Bir de Alimlik vasfı vardır. Bakın şurası çok önemlidir ki, Alimlik bir sıfattır! Bir kurum değildir. Yani bir kişi ihlas ile dini öğrenir ve sonraki nesillere aktarır olduğu gibi. Tebliğ budur. Öğrenip, aslını koruyarak sonrakilere aktarmaktır. Dini geliştirmek, ibadet ve ritüel icat etmek değildir ki, büyük alimler bunun gayrisini yapmamışlardır. Çünkü din zaten eksik değildir. Tamamlanmıştır...

    Bir de dinin kaynakları konusuna girmek gerekir. Dinin esas kaynağı Kur'an ve Sünnettir. Bunlar asli kaynaklardır. Bir de asli kaynakların dışında müstenbata ilimler vardır. Müstenbata ilimler de, asli kaynakların incelenmesi neticesinde ortaya konan, fıkıh, tefsir gibi ilimlerdir. Bir şeyin helal, haram olabilmesi net şekilde Kur'an'a bağlıdır. İbadet olabilmesi için yine kutsal kitaba bakmak gerekir. Bir ibadet, Kur'an da yoksa Allah onu emretmemiştir.

    "(Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik." (Nahl-89)

    Bu ayet, Kur'an'da "her şeyin", yani dine dair tüm bilginin yer aldığına delildir.

    İcma ve kıyas, adı üstünde bazı konular hakkında Alimlerin fıkhi esaslara dayalı fikirleridir. Mesela belirlenmiş ibadetler dışında alimlerin icma ve kıyas hakkı yoktur! Hatta Peygamberimiz s.a.v bile sadece Allah'ın vahyettiğini emretmiştir.

    " Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır." Ahzab-36

    Kuran dışında; akıl, vehim, felsefe v.b. islam dinine göre kaynak değildir. Delil teşkil etmez.!

    Buraya kadar yazdıklarımız tek bir konuya işaret etmek içindi: Rabıta denilen, ibadet? veya ritüel hakkındadır:

    Rabıta, Kuran'da ve Sünnette yoktur. 4 mezhebe göre yoktur. Dört mzhebin kitabına bakınız: İbadetler kısmında, sadece namaz, oruç... gibi konular vardır. Kaynaklarıyla derlenmiştir. Bunun gayri bir ibadetten söz edilmemektedir. Müstenbata ilimlerde, tefsirde de yoktur. Hz. Resulullah s.a.v, abdesti, namazı, orucu vesair ibadetleri en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır. En ince konulara kadar izah etmiştir. Buna rağmen rabıta hakkında en ufak bir emmare dahi söylememiştir. Bırakın bu konuyu, "Beni düşününüz" dahi dememiştir. Gerçi rabıta sadece düşünmekten de ibaret değildir. Başlıbaşına bir ritüeldir. Kendince şartları vardır. Sünneti Resulullah dışında kişiyi Allah'a ulaştıracak bir yol da zaten yoktur!

    Bazı insanlar rabıta konusunda bu ritüel'in tefekkür olduğunu söylerler. Bakın tefekkür nedir? :

    Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!”
    ( Âl-i İmrân Suresi 191. Ayet)

    “Onlar Kur’ân’ı tefekkür etmiyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 24)

    Yani, tefekkür, Allah'ın ayetlerini, azametini ve büyüklüğünü düşünmektir. Allah'dan gayrı bir insanı hayal etmek tefekkür değildir.

    Aslında Rabıta, son 200 yıldır insanların yaptığı bir şeydir. Meşhur Nakşibendi Şeyhi Mevlana Halid'den sonra yayılmıştır. Bu tarihten önce Rabıta diye bir şey yoktur. Abdülkadir Geylani, Bahaddin Nakşibend, Ahmet Rufai, Ahmet Bedevi... vesair zühd ehli bu tür uygulamaları bırakın yaptırmayı ima dahi etmemiştir. Tevessül, dua ederken aracı koyma, imamet sahibi birisini tefekkür etme gibi şeyler Şia'da görülen ve tarih boyunca görülmüş uygulamalardır! Hiç kimsenin bir başkasına "beni şu şekilde düşüneceksin, sonra da şu zikri yapacaksın deme hüvviyeti yoktur" Hiç bir müslümanın da kendisine emredilmiş böyle bir vazifesi yoktur. Günümüz şeyhlerinin? kendince yaptıkları bir uygulamadır bu.

    O halde Rabıta yapanların durumu nedir derseniz, bu bizim işimiz değildir. Zira bizler Kadı değiliz. Kimsenin haline ve durumuna bakıp da bir sebepten ötürü hüküm veremeyiz. Bunu ancak görevli Alim(kadı) yapabilir. Müslümanların birbirlerine dair tekfir etme v.b. hakkı yoktur. Sadece fiiller eleştirilebilir. Allah daha doğrusunu bilir.

    " (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz." Fatiha-5
  • İslam dininin emirlerini ne acayip şekilde bozuyorsunuz? Takva zırhını parçaladınız. Tevhid elbisesini kirlettiniz. İman nurunu söndürmeye gayret etmektesiniz. Yaratan'ınıza karşı öfke duygusu besliyorsunuz. Bu durum her halinizde kendini gösteriyor. Faraza, bu kötü hallerden az beri olan, aklınca iyi iş yapmakta; ne yazık ki, onu da keyfine göre yaptığı için gösteriş karıştırmaktadır. Kendini beğeniyor, işinden bir övülme bekliyor.