Yazarın okuduğum ikinci eseridir, ilki Uçurtma Avcısı'ydı ve kurgusal anlamda kendine daha çabuk bağlayan bir eserdi. Bunda geri dönüşlerle esere bir aura yerleştirmeye çalışmış ancak bu geri dönüşler savruk ve naçizane amatörce yapılmış diyebilirim. Ayrıca birden fazla hikayeyi birbiriyle ilgili noktalardan birbirine bağlaması kendi adıma diğer esere göre okuma keyfini bir tık azaltmıştır. Yazarın eserlerinde dikkatimi çeken şeylerden biri Afganların Mevlana sevgisidir. Eserde Ankara'dan ve Kuğulu Parktan da bahsedilir. Benim için vasatın bir tık üstünde bir eserdi. Özellikle doktor Marcos, Timur ve İdris'le ilgili kısımların esere neden eklendiğini anlamadım hatta olay örgüsündeki birçok karakter ve olay esere adeta hacim olsun diye eklenmiş gibiydi ancak tabi ki bunu eski romanlardaki gibi amatör bir tarzda yapmaz, kendini bir şekilde okutur.
Eser babaları Sabır'ın, Peri ve Abdullah isimli çocuklara bir hikaye anlatmasıyla başlar. Çocukların annesi Peri'yi doğururken vefat etmiştir ve üvey anneleri vardır. Babaları yoksul bir gündelikçidir. Üvey anneleri çok ilgili olmadığı için Periyi neredeyse Abdullah büyütmüştür ve ona çok düşkündür. Dayıları Nebi çocukları ve babasını çalıştığı Vahdati ailesinin yanına getirir. Abdullah burada olacakları anlar ve ağlar, periyi evlatlık vereceklerdir. Bu Abdullah'ı çok sarsar.
Buradan çocukların babası Sabır ve üvey anneleri (aynı zamanda teyzeleri) Pervane'nin çocukluklarına inilir. Pervanenin Masume adında bir ikizi vardır, Pervane oldukça çirkinken Masume bir o kadar güzeldir ve Sabır da dahil herkesin ilgisi onun üzerindedir. Ancak Pervane'nin gözü de daima Sabır'dadır. Masume Sabır'la evlenir ve Peri'yi doğururken ölünce kardeşi Pervane Sabır'ın karısı olur ama bu kısımlar savruk dediğim geri dönüşlerle oluşturulmuştur.