Bu, kitabın önsözünden bir bölümdür :
Umudunuzu yitirmeyin. Onları yorduğunuz gibi, siz de yoruldunuz. Onların kaybedecek şeyleri var, sizin ise kaybedecek bir şeyiniz yok. Sırlar açığa çıktı, perdeler düştü, duvarlar yıkıldı. Artık onların süslenebileceği bir şey kalmadı. Siz ise kendi nefsinizin kuruntularından sıyrıldınız ve gerçeği gördünüz. Sizin günleriniz yaklaşıyor, onların günleri ise geride kalıyor. Kim bu karanlığın uzun süreceğini düşünüyorsa, gerçeği yanlış anlamış ve Allah'ın sünnetlerini bilmeyen, tarihin fıkhından habersiz olan biridir.
Emeviler, Abbasiler, Osmanlılar, Fatımiler, Eyyubiler, Memlükler, Ağlebiler, İdrisiler, Büveyhiler, Selçuklular... Hiçbir devlet kılıç olmadan ve kılıç üzerine kurulmadan ayakta kalamamıştır. Bu, hem kâfir devletler hem de Müslüman devletler için geçerlidir. Köklü değişim ancak güçle gerçekleşir; ister batıldan hakka, ister haktan batıla olsun.
Kitabı sipariş etmek için: marufkitap.com/ozgurlerin-savasi.
SSCB lideri Mihail Gorbaçov’un danışmanlarından Aleksandr Arbatov, Batı’ya şöyle sesleniyordu: “Size en kötü hizmeti sunacağız; sizi bir düşmandan mahrum bırakacağız”.
Carl Schmitt ise şunu der: “Düşmanı tanımlamak, politikacının birinci görevidir”.
Bazı tarihsel olaylar, insanın nasıl hiçbir suçluluk duymadan, hatta bazen gururla vahşi eylemler işleyebilen bir varlığa dönüşebildiğini gösterir. Bazı durumlarda, masum insanlar mantıklı bir sebep olmaksızın, sadece yanlış zamanda ve yanlış yerde bulundukları için öldürülürler. Örneğin, 14 yıldır devam eden Suriye’deki katliamları ele alalım. Nusayri (Alevi) rejimin Sünni Suriye köylerinde ve şehirlerinde işlediği katliamlar, kadınların, çocukların ve yaşlıların öldürülmesinde adeta bir ustalık sergiledi. Soğukkanlılıkla ve sistematik bir şekilde infaz edildiler. Cesetleri önceden hazırlanmış çukurlara atıldı ve ardından çukurun dibine yerleştirilen lastiklerle yakıldı. Olayın daha da korkunç hale gelmesi, faillerin bu operasyonları en ince detaylarıyla kaydetmeleri ve hatta cesetlerle gülümseyerek hatıra fotoğrafları çektirmeleridir, sanki bir başarıyı kutluyorlarmış gibi. Yüzlerini bile saklamadılar.
kitap üzerine yaptığım inceleme ve analizin tamamını Kritikbakış'ta okuyabilirsiniz :
kritikbakis.com/dusman-yaratmak...
“Seni alçak, başkalarının işine burnunu sokan herif!
Yine bizi rahatsız etmeye, hayatımızı zehir etmeye mi geldin?
Vücutlarımızı tehlikeye atmaya, sürekli yeni kararlar almak için zorlamaya mı geldin?
Çok mutluydum. Çamurda ve tozda debeleniyor, güneşin altında ısınıyor, yemeğimi sarıp içeceklerimi yudumluyor, yerde uyuyor ve horul horul horluyordum. Düşünmekten ve kararsızlıktan kurtulmuştum: ‘Ne yapmalıyım? Bunu mu yapsam, şunu mu?’
Neden geri döndün?!
O eski sefil, iğrenç hayatıma geri döndürmek için mi geldin?”
Bu satırlar denizci Elpenor’un, Odysseus onu domuza dönüştüren lanetten kurtardıktan sonra, Odysseus’un onu insan formuna geri döndürme çabalarına verdiği yanıttır. Çünkü Elpenor yeni haline alışmış ve sevmişti.
Kapitalizm-liberalizm, insanları bu şekilde yaşamaya mı zorluyor?
İnsanlar bu şekilde yaşamayı kabul ediyor mu?
Sadece yiyip içip biraz çalışarak, düşünmeden, sorgulamadan mı yaşıyorlar?
Sadece var olup, eğlenip, alışveriş yapıp tüketerek mi ömür geçiriyorlar?
...........
“Akışkan” serisi üzerine yaptığım inceleme ve analizin tamamını Kritikbakış'ta okuyabilirsiniz :
kritikbakis.com/z-bauman-ve-mod...
“Seni alçak, başkalarının işine burnunu sokan herif!
Yine bizi rahatsız etmeye, hayatımızı zehir etmeye mi geldin?
Vücutlarımızı tehlikeye atmaya, sürekli yeni kararlar almak için zorlamaya mı geldin?
Çok mutluydum. Çamurda ve tozda debeleniyor, güneşin altında ısınıyor, yemeğimi sarıp içeceklerimi yudumluyor, yerde uyuyor ve horul horul horluyordum. Düşünmekten ve kararsızlıktan kurtulmuştum: ‘Ne yapmalıyım? Bunu mu yapsam, şunu mu?’
Neden geri döndün?!
O eski sefil, iğrenç hayatıma geri döndürmek için mi geldin?”
Bu satırlar denizci Elpenor’un, Odysseus onu domuza dönüştüren lanetten kurtardıktan sonra, Odysseus’un onu insan formuna geri döndürme çabalarına verdiği yanıttır. Çünkü Elpenor yeni haline alışmış ve sevmişti.
Kapitalizm-liberalizm, insanları bu şekilde yaşamaya mı zorluyor?
İnsanlar bu şekilde yaşamayı kabul ediyor mu?
Sadece yiyip içip biraz çalışarak, düşünmeden, sorgulamadan mı yaşıyorlar?
Sadece var olup, eğlenip, alışveriş yapıp tüketerek mi ömür geçiriyorlar?
...........
“Akışkan” serisi üzerine yaptığım inceleme ve analizin tamamını Kritikbakış'ta okuyabilirsiniz :
kritikbakis.com/z-bauman-ve-mod...