Adı:
Akışkan Modernite
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750733710
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Liquid Modernity, 2000
Çeviri:
Sinan Okan Çavuş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Akışkan Modernite’de, yaygın olarak “postmodernite”, daha az oranda da “geç modernite”, “yüksek modernite” veya “ileri modernite” gibi şekillerde isimlendirilen olguyu ele alıyor Bauman. Aydınlanma sonrası yükselen rasyonel, hedefleri ve yolu belli, öngörülebilir, özgüvenli, katı modernitenin karşısına belirsiz, tekinsiz, güvencesiz bugünü anlamak için kendi kuramsal çerçevesini, akışkan moderniteyi koyuyor. Bunu da ancak kendi düzeyindeki birinin altından kalkabileceği biçimde yapıyor: Aynı metnin içinde bir yanda Platon, Marx, Weber, Huxley, Orwell, Bourdieu, Sennett var, bir yanda tüketim toplumu, kapitalizm, cep telefonları, alışveriş merkezleri, göçmenler, mülteciler, sanal dünya...

1925 doğumlu Bauman, 20. yüzyılı da, 21. yüzyılı da görmüş ancak ilgisinin canlılığını, gencecik, taptaze yaklaşımını hiç kaybetmemiş. Ve hiç şüphe yok ki, gözlerimizin önünden akan hayatı, yaşadığımız dünyayı anlamlandırmada en güvenilir kılavuzlardan biri, aynı zamanda kendini merakla dinleten eğlenceli bir yol arkadaşı.
(Tanıtım Bülteninden)
312 syf.
·3 günde
GİRİŞ

Öncelikle kitabı okumayı düşünenler için birkaç tavsiyede bulunup daha sonra yazara ve kitaba dair fikirlerimi dile getireceğim. Eğer hiç “modernizm” konusu üzerine okuma yapmadıysanız ve sosyoloji ve felsefe konusunda bi birikiminiz olduğuna inanmıyorsanız yanlış kitaba bakıyorsunuz şu anda. Başlangıç kitabı olarak tavsiye edildiyse durum daha vahim. Peki ille Bauman diyorsanız bu kitabından önce “ Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup” ve “Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm” kitaplarını sırasıyla okumanızı tavsiye ederim. Neden sonra okunması gerektiği noktasına gelirsek “Akışkan Modernite “ kitabı bir başlangıç kitabından çok bir sonuç kitabıdır. Başka bir ifade ile akademi camiasına yazılmış dersek hata etmiş olmayız. Kitabımız geneli itibariyle başta sosyologlar ve felsefeciler olmak üzere dünyanın “modernizm” kavramına bakış açısını sunuyor. Bolca isme ve kavrama aşina olmanız gerekli amacınız maximum faydayı sağlamaksa. En basitinden Gramsci, Simmel, Cooley, Marx, Tönnies, Weber… bilip bunların terminolojisine kısmen hakim olmanız gerekir. Sonuç kitabı olduğundan dolayı da kavramların çoğunu bildiğinizi varsayıyor Bauman. Bundan yola çıkarakta bu sosyologlar ve felsefeciler üzerinden kendi fikirlerini inşa ediyor. Yok ben okuyacağım diyorsanız yine fayda sağlarsınız ama minimum seviyede olacağına emin olabilirsiniz.

BAUMAN, MODERNİZM VE POSTMODERNİZM

Anthony Giddens’ın deyimiyle Bauman postmodernizmin teorisyendir. Lakin Bauman’ı postmodernizme hapsetmek ona yapılacak büyük bir haksızlık olacaktır. O “modernizm” kavramını her basamağıyla ifade eden ak saçlı dedemizdir.

Bauman ilgilendiği temel konuların başında “modernizm” ve “postmodernizm” kavramları gelmektedir. Modern düşüncenin dünyanın değiştirebileceği fikriyle birlikte doğduğunu ileri süren Bauman toplumsal ve psişik anlamda modernlik ayrımına gider. Toplumsal anlamda modernlik standartlar, umut ve suçlulukla ilgilidir. Psişik anlamda modernlik ise kimlikle, henüz burada olmayan, bir ödev bir misyon ve bir sorumluluk olan varlık gerçeğiyle ilgilidir. Bauman’a göre modernite kontrol etme, düzenleme, sınıflandırma düşüncesine takılmıştır. Modernlik farklılığı bir suç daha doğrusu büyük bir suç olarak görür. Postmodern durum toplumu ayartılan mutlulular ve bastırılan mutsuzlar olarak ikiye ayırır. Kabataslak bir ayrımda bulunursak modern birey üretici, asker zihniyetli, disiplinli, yalnız başına olamayan ve başlıca doğruluk modeli sağlık olan bir profil sergiler. Postmodern bireye baktığımızda ise tüketici, yaratıcı, kendilerini dengeleme eğiliminde olan ( birey ve toplum perspektifinde ) ve başlıca doğruluk modeli sağlık değil uygunluk ( fit olmak ) kavramı olan bir profil sergiler.

Bauman bazı konulara dair fikirlerine dair şu videoları izleyeblirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=5_j2jstuzg0
https://www.youtube.com/watch?v=7WB3wDUyzyY
https://www.youtube.com/watch?v=L3yx4aefnSM
https://www.youtube.com/watch?v=OGhgk1pLgxo

Bundan sonra kitaptaki bazı konulara dair fikirlerime yer vereceğim.

SORU-CEVAP FASLI

S -) “ Akışkan Modernite ” deki “akışkan” kavramı neyi ifade etmektedir?
Bauman moderniteye bir süreç olarak yaklaşmış ve bunun içinde akışkan modernite diye nitelemiştir. Yazarın söylemiyle aslında modernite her dönem yeni bir şekil almaktadır ve bu söylem geç modernite, ileri modernite, postmodernite…gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Bunları hepsini tek kavramla “akışkan modernite” ile ifade etmektedir.

S - ) Modernizmin bir sonu var mı?
Modernizmin bir sonu olduğu düşüncesinde değilim genel çerçevede sürekli olarak kendini revize eden bir modernite seyri izlemekteyiz.

S - ) Değişimi ilerlemeyle eş tutmak doğru mudur?
Çin’de insanlar birbirine eskiden “ Tanrı seni değişimle sınasın. “ derlermiş . Çünkü değişim beklenilmeyen şeylerle karşılaşmanızı sağlar ve belirsizlik yaratır. Belirsizlik ise korkular yumağıdır. Oysaki Aydınlanma Çağıyla beraber Avrupa değişimin korkulan bir şey olmadığını ve değişim olmadan ilerlemenin olmayacağını deneyimlemiştir. Genel olarak değişimi ilerlemeyle eş tutmak doğru olacaktır.

S - ) Modernleşme ulusların egemenliğini zedeler mi?
Modernleşen dünya 1950’lerdeki merkez-çevre kuramından sıyrılıp ulusların karşılıklı birbirine bağımlı olması noktasına gelmiştir. Bunun en güzel örneği “ ekonomik“ yapıdır. Herhangi bir ülkede gerçekleşen olaylar bütün dünya ekonomisini etkisi altına almaktadır. Şunu da eklemek gerekir devletlerin bağımlı olması veya etki alanları sahip oldukları siyasi, ekonomi…güçlerln doğrultusu şeklinde gerçkleşmektedir.

S - ) Marx altyapı ve üstyapı kuramı günümüzde hala güncelliğini koruyor mu?
Marx’ın altyapı olarak ifade ettiği ekonomi günümüzde üstyapıyı etkilemeye devam etmektedir. Lakin altyapının üstyapıyı etkilemesiyle beraber karşılıklı olarak etkileşim sürecine geçtiğini ifade etmek gerekir.

S - ) İnsanoğlunun kendi yarattığı sınırlar ve engeller nelerdir?
Bu sınırların başında devlet sınırları gelmektedir ne kadar bir özgürlüğünden faregat edip belirlilik seçeneği ile kendini güvene aldığını düşünsede yapılan aslında bir avuç elitisti memnun etmekten ötesi değildir. Sınırlar insanları biribirinden ayıran, ötekileştiren ve ayrıştıran bir süreç izlemektedir. Dikkat ederseniz önce sınırlar çizilir sonra insanlar ayrıştırır, kutuplaştırır ve düşman yaratırsınız. Devlet sınırlarından sonra yasalar, gelenekler, töreler, kültür… insanın kendisinin yarattığı nesneler olmasına rağmen günümüzde birey bunların nesnesi ve boyunduruluğu altına girmiştir.

S - ) Muhalefetler neden bu kadar güçsüz?
En büyük sebebi aslında iktidarların muhalefeti küçük parçalar halinde bölmesidir. Muhalefetin gücünü parçalara ayırarak kendi gücünü arttırmadan baskı kurma yolunu seçmektedir egemen sınıf.

S - ) İnsan neden bütün hataları kendinde bulma eğilimiyle yetiştiriliyor?
En önemli sebebi bireyin kendini pasifize etmesi gerektiği düşüncesidir. Çünkü sistemler mükemmeldir insan ise hata yapabilir fikridir oysaki sistemler kağıt üstünde ne kadar mükemmel olursa olsun içinde insan varsa o da hata verecektir. Hatanın sistemde olduğunu farkeden birey tehlikeli ve ortadan kaldırılması gereken bireyler kategorisine dahildir. Talep etme gücüne sahip bireyler istenmez sistemler tarafından.

S - ) Uluslara korku gerekli midir?
Korku olmazsa olmazlardandır devletler için. Yoksa düşman göstermeden egemen sınıf kitleleri devlete olan aidiyetini besleyemez. En kolay aidiyeti yeniden canlandırma yöntemi ise düşman göstermektir.

S - ) “Gönüllü Kölelik” nedir?
Gönüllü Kölelik bireylerin zincirlerine daha sıkı sarılmasıdır. Köleliğinin dahi farkında olmayan bireylerin kendilerini büyük patron kurgusuna kaptırmasıdır.

S - ) Günümüzde “ Homoeconomicus” nasıl bir tavır sergilemektedir?
Ekonomide “ Homoeconomicus” kendi çıkarları odaklı düşünen bencil varlık demektir. Modernite döneminde seçeneklerin kıtlığı altında ezilen homoeconomicus postmodernite döneminde seçeneklerin fazlalığı altında ezilmektedir. Bunun yanısıra kullanmayacağı bir çok nesneyi sahiplenme tavrı göstermekte ve bunlarla çevrelenmektedir.

S - ) Birey özgürlüğe kavuşma yolunu toplum yoluyla mı yoksa birey yolu ile mi gerçekleşeceğini düşünür?
Birey toplumsal bir varlık olduğundan dolayı özgürlüğü ilk olarak toplum aracılığyla kazanma yolunu seçer. Eğer toplum aracılıyla ulaşamazsa aidiyetini zayıflamasıyla beraber bireysel özgürlük yollarını seçecektir.

S - ) Birey yaşamında bir rol model belirlemesi gerekir mi?
Bir model belirlemek önemlidir. Önünüzü görmeniz sağlar lakin bu modele bağımlı olmamak gerekir. Yoksa model sizin için bir otorite figürü halini alması kaçınılmazdır. Bu da sizi her konuda kısıtlar ve kendiniz olmanıza engel olur.

S - ) Günümüzde tapınak kavramına nasıl yaklaşıyorsunuz?
Günümüzde dini tapınakları yerini tüketim tapınakları yani alışveriş mağazaları almıştır. Burada mağazaları gezerek tavaf etme sorumluluklarını yerine getiren mağaza hacılarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Küçük hazlar bireylerin ağzına bir parmak bal çalmaktan öte bir şey olmamasına karşın mağaza hacıları bu sistemin birer ateşli sempatizanı haline gelmiştir.

S - ) İhtiyaçlara nasıl yaklaşıyorsunuz?
İhtiyaçlar kavramının içeriği gün geçtikçe değişmekte ve kendini revize etmektedir. Hala asgari ihtiyaçların aynı kaldığı coğrafyalar yok değildir. Cep telefonu asgari bir ihtiyaç olarak değerlendirilmekte oysaki daha ömrü 20 yıl değildir. İhtiyaçlar bireylerin statüsü,sosyo kültürel seviye, mülkiyet…gibi birçok parametre tarafından belirlenmektedir. Günümüzde ihtiyaçlar genelde yapay, zoraki olmayan ve ikincil ihtiyaçlardır.

S - ) “ Sağlıklı olmak ve fit olmak “ kavramları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sağlıklı olmak biyolojik ve ruhsal bir ifadedir. Bir rahatsızlığınızın ve hastalığınızın olmaması anlamına gelmektedir. Fit olmak ise genel olarak fiziksel bir görünüme denk gelir. Fiziksel bazı kıstasları sağlamanız yeterlidir. Fit olan birinin sağlıklı olmama ihtimali vardır, önemli olan ölçütlerdir.

S - ) Özgürlüğümüzü veya kişiliğimizi nesneler ve roller üzerinden değerlendirmek doğru mudur?
Postmodern toplumda bireyler kendilerini rolleri ve sahip oldukları üzerinden tanımlar. Oysaki bu iki kavramda gelip geçici ve kaybedilmesi muhtemel şeylerdir. Onun için kişilik ve özgürlük kavramları roller ve nesnelerden bağımsız olması gerekir. Hele ki kişilik sizi siz yapan bir kavramdır.

S - ) “Oy” ve “ Para” kavramları günümüzde aynı noktada nasıl birleşiyor?
Yeni ekonomik sistemde para ve oy birdir. Yani yaptığınız alışverişlerde bir nevi olduğunuz mağazaya,markaya oy atmış oluyorsunuz. X markadan alışveriş yapan biri bu firmayı iktidara taşımaya çalışıyordur.

S - ) Akışkan modernitede aidiyet kavramına nasıl bakıyorsunuz?
Akışkan tarihi süreçte aidiyetleriniz çoğu zaman sizi yanıltır. Çünkü elit sınıfların oluşturduğu kurgulara hapsolmuşsunuzdur. Kendi grubunuzdaki bireyleri bağımsız, farklı, özgür değerlendiriken karşı tarafı bunun tam tersi kavramlarla tanımlarsınız. Bu ayrım çoğu zamanda sizi uçuruma sürükler. Aidiyet duygusu modernizm ve postmodernizm arasındaki geçiş dönemlerinde güç kazanmıştır. Simmel, Cooley, Tönnies… ifade ve gruplamaları buna dairdir.

S - ) “ Yer olmayan yer” neye karşılık gelmektedir?
Mekan ve zaman kavramını minimize ettiğimiz yerleri ifade eder. Bir nevi aidiyet duygusundan sıyrıldığımız yerlerdir diyebiliriz. Bu yerlere otogar, havaalanı, otel odaları, toplu taşıma araçları… gibi yerleri örnek verebiliriz.

S - ) Emek ve bedenin ayrışması nelere gebedir?
Artık teknolojik gelişmeler ve beşeri sermayenin öne çıkmasıyla beraber emek ve beden birbirinden ayrışmıştır. Biribirine çok uzak olan coğrafyalardan birinden diğerine iletişim aracı vasıtasıyla emeğinizi pazarlayıp satabiliyorsunuz. İşgücü piyasası bakımından küreselleşen dünyada emek piyasasında maliyetlerin düşmesine sebep olacaktır. Ücretlerin düşmesi işveren lehine işgücü sahibinin ise aleyhine bir durumdur.

S - ) Postmodern dönemde siyaset alanında bireyin pasif olduğu düşüncesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
1900’lü yıllarda meşhur olan soru “Ne yapmalı?” ifadesiydi. Buna odaklı düşünen ve cevap arayan bireyler mevcuttu. Cevaplarda genel olarak ideolojilere karşılık geliyordu. Günümüzde sorulan soru ise “ Kimin yapacağı?” ifadesidir. Çünkü insanlar artık herşeyin farkında olmasına rağmen bu sefer sorumluluk bilincinden sürekli bir kaçış izleme ve sorumluluğu karşı tarafa yükleme eğilimi izlemektedir.
312 syf.
·15 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın incelemesini yapmadan önce izninizle kitabı bana göndermiş olan saygıdeğer bayan Elif'e huzurunuzda teşekkürlerimi, şükranlarımı sunuyorum. Kitap gibi birçok konuda da olgunluğu ile örnek bir kişidir diyebilirim.

Kitap ismiyle başlayalım.

'Akışkan Modernite' geçmişten süre gelen bir gözlemin okuyucuya perspektif bir şekilde aktarılmasıdır. İçerisinde tarihte adı geçmiş, bazılarının adı bile geçmemiş birçok politikacı, din adamı, filozof, bilgin, düşünür ki bunlar Adorno, Francis Bacon, Augustinus, Elisabeth, Franklin, Camus, Deleuze, Descartes, Ford, Freud, Aristotales, Gates, Kant, Nietzsche, Max, Schopenhauer, Afred, Platon, Orwell, Thopson gibi sizlerinde daha önce isimlerini ve yaptıklarını duyduğunuz, isimlerine aşina olduğunuz, çalışmalarını okuduğunuz kişilerin alıntılarına ve açıklamalarına yer vermekte.

Akışkan Modernite'de tam olarak 166 isim yer almakta. Evet, yanlış okumadınız veya ben fazladan 6 girmedim. Belki de bu şu ana kadar duyduğunuz en uçuk rakam olabilir. Ama kitap doğası gereği bunu yapmakta özgür. Dediğim gibi, içerisinde konuları gereği karmakarışıklıktan kurtulmalı. Bunu da yapabildiği kadar işlemiş. Okuyucuyu sıkmamalı, kitabın içerisine dahil etmeli. Bunu da çok iyi yerleştirmiş. Kafa karışıklığına sebep olacak bir anda bingo! Platon devreye giriyor. Basit görünen bir yazı sonrası hemen bingo! Nietzsche devreye girer. Kitap kendini aşmış.

Kitap yayınevinin isiyatifi dışında 310 sayfaya indirgenmiş. Aslında yazı büyütülmüş olsaydı en az 1.5 katı daha fazla yer kaplayabilirdi. Can yayınları bu işin ehli diyebilirim. Kitabı iyice düzenlemek, sıralayıp olabildiğince kelimeleri öne çıkarmak 'Can Yayınevinin' işi demek doğru olur.

Kitap kapağı da dikkat çekici. Eyfel kulesi, sıradan gri tonları olan bir renk. Sade, düzenli ve sıradan gibi gözüküyor. İlginizin çekmemesi için değil, bilakis tam tersi bir tepki yaratıyor. Elinize alınca anlayacağınızdan eminim.

Akışkan Modernite'yi, günümüz için vurgularsak 'Yüksek Modernite' olarak tanımlayabiliriz. Günümüz teknolojisi, kaynakları ve insan değişimi bakımından bu sınıfa koyabiliriz.

Kitapta ana konu başlıkları verilmiş ve sonra onların devam ettirdiği bir diğer konu başlıkları verilmiş. Kitabın ise ana konu başlıkları şöyle:

1- Kurtuluş

2- Bireysellik

3- Zaman/Mekan

4- Emek

5- Cemaat

Ayrıca şunu da söylemek istiyorum. Mesela bir konu başlığının bir diğer alt konu başlığını bir alıntı ile açıkladıktan sonra kısa bir bilgi verilmiş. Açıklama mecburiyetinde hissetmiş gibi geldi bana. Bu takdir ettiğim tek noktaydı. En ufak bir soru işareti bırakmak istememiş. Sanırım Bauman benim gibi takıntılı biri. :)


Özgürlük nedir?

Birey kendini topluma teslim eder ve bu teslimiyet özgürlüğün koşuludur. İnsan için özgürlük kör, akılsız fiziksel güçlerden kurtulmaktır; bu özgürlüğe, kanatları altına sığındığı toplumun büyük ve akıllı gücünü bu kör güçlere karşı çıkmak için kullanarak ulaşır. Toplumun koruyucu kanatları altına sığınmakla insan, kendini bir dereceye kadar ona bağımlı hale de getirir. Fakat bu, özgürleştirici bir bağımlılıktır; bunda hiçbir çelişki yoktur.


Yoksullar ve Zenginler

Yoksullar zenginliklerinden farklı bir kültürde yaşamazlar. Parası olanların menfaatine göre kurgulanmış bir dünyada var olmak durumundadırlar. Ve yoksullukları, ekonomi durgunluk ve küçülme yüzünden oldu kadar, büyüme yüzünden de derinleşir.

Tarih nedir?


Tarih aslında biraz zırvadır. Geleneği istemiyoruz. Şu anda yaşamak istiyoruz ve biraz olsun önemsenecek bir tarih varsa, o da bizim bugün yaptığımız tarihtir.


Kitaptan yabancı ve işinize yarayabilecek birkaç yabancı terim.

Şizmogenetik: Ayrılarak yeniden doğma/ bölünerek çoğalma anlamında kullanılan bir terimdir.

Pleonastik: Açıklaması kendi içinde olan cümle; gereksiz kelime kullanımı, laf kalabalığı anlamında kullanılır.

Son olarak bir müzik vermek istiyorum. Kitapta yer yer artan tempoya eşlik etmesi için.

https://www.youtube.com/watch?v=DUmq1cpcglQ

Keyifli okumalar.
312 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Karl marx’ın farkına vardığı gibi, egemen sınıfların fikirleri egemen fikirler olma eğilimindedir... kurumsal açıdan, hata yapma veya hatalı bulunma ihtimali olmayan taraf şirketler değil TÜKETİCİLERDİR... maalesef aslında herşeyin suçlusu bizleriz. Hırsızın suçu yok ️️️
Bizi özgür kılan hakikat, genellikle, duymak istemediğimiz hakikattir.

*Herbert Sebastian Agar
İnsanlar bugünlerde, zorlama ve baskıyla değil ikna ve baştan çıkarma yoluyla standartlara riayet ettiriliyor gibi ( buradaki riayetin, son derece esnek standartlara karşı, değişen durumlara olağanüstü bir şekilde adapte olabilen, yumuşak bir boyun eğme olduğunu eklememe izin verin). Ve bu boyun eğme, dışarıdan gelen zorlayıcı bir güç nedeniyle gerçekleşiyor gibi görünmekten çok, özgür iradenin bir tezahürüymüş gibi görünüyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Akışkan Modernite
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750733710
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Liquid Modernity, 2000
Çeviri:
Sinan Okan Çavuş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Akışkan Modernite’de, yaygın olarak “postmodernite”, daha az oranda da “geç modernite”, “yüksek modernite” veya “ileri modernite” gibi şekillerde isimlendirilen olguyu ele alıyor Bauman. Aydınlanma sonrası yükselen rasyonel, hedefleri ve yolu belli, öngörülebilir, özgüvenli, katı modernitenin karşısına belirsiz, tekinsiz, güvencesiz bugünü anlamak için kendi kuramsal çerçevesini, akışkan moderniteyi koyuyor. Bunu da ancak kendi düzeyindeki birinin altından kalkabileceği biçimde yapıyor: Aynı metnin içinde bir yanda Platon, Marx, Weber, Huxley, Orwell, Bourdieu, Sennett var, bir yanda tüketim toplumu, kapitalizm, cep telefonları, alışveriş merkezleri, göçmenler, mülteciler, sanal dünya...

1925 doğumlu Bauman, 20. yüzyılı da, 21. yüzyılı da görmüş ancak ilgisinin canlılığını, gencecik, taptaze yaklaşımını hiç kaybetmemiş. Ve hiç şüphe yok ki, gözlerimizin önünden akan hayatı, yaşadığımız dünyayı anlamlandırmada en güvenilir kılavuzlardan biri, aynı zamanda kendini merakla dinleten eğlenceli bir yol arkadaşı.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 19 okur

  • G.p
  • Hilal Özlem
  • Nuray Gizem Başcı
  • EDexter
  • Cezmi şeker
  • Serkan Mutlu
  • LEON  18/81
  • Şeyma Öztürk
  • Kütüphane kedisi
  • 1K İzmir Okuma Grubu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20 (2)
9
%40 (4)
8
%30 (3)
7
%10 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0