Deniyor ki ufacık bir şey insanın hakkından gelebilir. Ama insan da pek
çok şeyin hakkından gelir hatta hakkına girer delik deşik eder. Yok olmak mı yapılan, yapılabilmiş olanları değersizleştiriyor.Yapılmış olan onu yapan ortadan kalksa bile varlığını
sürdürmüyor mu, dünya ve akış artık bu olmuş olana göre en azından bir müddet devam etmiyor mu , hiçbir yapılan yapan isimsiz dahi olsa bir yerde kalıp birikmiyor mu?
Çok kan dökerdim ama en fazla
kan kaybeden yine ben olurdum. Bu kanı zaten kaybetmek isterdim, bu kanı sonuna kadar sarf edip bitirmek ve bembeyaz bir deride masmavi damarlarla öyle bir deniz canlısı gibi
yaşamış da hiç kalbi çarpmamış, damarlarında bir şey yürümemiş
gibi ölmek isterdim. Buna duyduğum özlem kendimi sağa sola çarpmama sebep olurdu. Yanımda herhangi bir yerimden süzülen kana baktıkça ve artan miktarla kalp atışım, kendimi duyuşum değiştikçe, bazen damarlarım adeta hıçkırdıkça, içimden kendim kadar bir şeyin çekildiğini duydukça son bir gayretle kalkıp insanın yalnız olmadığını söyleyen kim varsa birer tane de onlara sallayıp bu derin susuşlu göğe başımı çevirmek isterdim.
Öyle sınırsız bir ağrı duyar öyle çatırdardım ki kendi sesimden içimde kopan, düşen heyelandan yine altımda
kalan ben olurdum. Kendimi kendi üstümden atan yine ben olurdum. Aklım ve hayal gücümden başka hiçbir şeyim
yoktu.
İçimde akşamüstü ağır bir sıkıntı ile başlayan hararet ruhumun beynime, beynimin benliğime, benliğimin şuuruma, şuurumun ahlakıma, ahlakımın irademe, irademin terbiyeme, terbiyemin anama sövmesiyle bir ağız dalaşına dönüşmüş,
herkes aldığı yara ile işittiği ve söylediği ile başkalaşmıştı.