Hayat, ağzından çıkan kelimelerin arkasında durman ve üç noktalı boşlukları zekice doldurman gereken bir yolculuktur.
Verdiğin sözü tutamıyorsan sen bir ...içsin.
İnsan, hafiflediğini sandığı acıları nasıl olur da ilk günkü kadar net hatırlayabiliyor? Heybetli bir incir ağacının altında şekerleme yapan yarı mahmur bir yılanı dürtmek gibi bir şey bu galiba. Geçti, kurtuldun zannediyorsun fakat o sürekli pusuda bekliyor aklına düşmek için.
Madem insanların gerçekleri değişiyordu, neden içinde yaşadıkları değil, yaşamayı seçtikleri geçmiş zaman parçası kendi gerçekleri olmasındı? Vazgeçmenin mutluluğu, anımsamanın, yalnızca anımsamanın mutluluğu yok muydu?