Yeni yerler görüp fotoğraf çekmeyi, sessiz ve çimenlik alanlarda uzanıp kitap okumayı, güzel yemekler keşfetmeyi seven; aksilik çıkmazsa 60-70 yıl dünyada misafir olmayı planlayan bir insan.
Yaramazlık yaptığınızda odaya kapatılırsınız ve elinizden en sevdiğiniz oyuncak alınır. Daha küçükken bile, belki farkında olmadan, çocuklarımızın davranışlarını düzeltmek için onlara yalnızlığın kötü bir şey olduğunu aksettiriyoruz. O çocuklar büyüdüğünde haklı olarak yalnızlıktan kurtulmak için her yolu deniyorlar.
Değişim sosyal medya paylaşımıyla değil; sivil toplum örgütleriyle, tabandan gelen hareketlerle olur. Sosyal medyada duyguları güçlü ifade etmenin bu alanlardaki gerçekçi değişimlere hiçbir faydası ya da etkisi yok. Çünkü insanlar görevlerini orada protesto ederek yaptıklarını sanıyorlar. Kalıcı çözümler üreten örgütlenmeyi savsaklıyorlar.
İnsan olarak yaptıklarımızı, yaşayış biçimimizi, ekonomik gelirimizi, fiziksel görünümümüzü yakın çevremizle kıyaslıyoruz. Ama aynı yakın çevremizi oluşturan insanların yaşadıkları olumsuzluklara da şahit olduğumuz için bu kıskançlık çoğu zaman makul bir dengeye oturarak bizlere zarar vermiyor. Sosyal medya içinse aynı durum söz konusu değil: Hiç tanımadığımız, hayatlarına şahit olmamızın imkansız olduğu insanlar artık parmak uçlarımızda ve aslında oldukları değil, bizlere görünmek istedikleri biçimlerle hayatımıza giriyorlar.
İnsanlar hakkında dışardan bakıp karar vermek çok zor. Sonuçta hepimizi elbette bir hiçlik, ölüm bekliyor. Kanımca insan hiç bu konuyu düşünmemeli bile. Yani, "Mutlu muyum?" diye kendine sormamalı. Ancak, "Nasıl mutlu olurum" diye düşündüğün an kendini farklı etiketlere açık bırakabilirsin.