Yaptığımız her seçim, bir şeylerden vazgeçişimize açılan bir kapı. Bile bile, göre göre kalp kırıklığını seçtiğimizde; gülümseyen yüzümüzden ve içimizdeki ışıktan vazgeçmeye başlarız. Hayatımız biricik… Her gününü gerçekten yaşamak, yaptığımız seçimleri cebimize koyup yolumuza devam etmek bizim elimizde. Işığımızı yeniden ortaya çıkarmak da öyle. Bu yol bize özel; kimsenin ışığınızı söndürmesine izin vermeyin. Ruhunuzun size ait olan parçasını yeniden hatırlayın. G.
Duygu ve Düşünce
Cinsellik fizyolojik düzlemde gökyüzüne açılan tek kapı olduğundan hayvanlığa karşı kazanılmış bir zaferdir. Gözyaşları ve Azizler Emil Michel Cioran
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Zaman, tüm kapıları kapattı da hatıralara açılan kapıları kapatamadı bir türlü...
Resimlerine bakmak, resimlerini öpmek istiyorum Alperciğim. İçimde sana ait ne varsa, hepsine sarılmak istiyorum. Kolunu koklamak, sesini duymak, bir ses kaydını, bir stickerını, bir fotoğrafını bile öpmek istiyorum. Senin dokunduğun, giydiğin, geçtiğin, oturduğun, anını bıraktığın her şey sanki sana açılan bir kapı gibi geliyor bana. Oturduğun masa, içtiğin bardak, yürüdüğün sokak... Hepsine sarılmak istiyorum. Çünkü sana sarılamıyorum. Seni o kadar çok özlüyorum ki, özlemim artık bir insana değil, senden kalan en küçük izlere bile dokunmak istiyor. Anlatamıyorum... Sadece çok özlüyorum seni, çok.
İçimde birikenler..
Hayatta yaşadığımız her şeyin, her olayın bir nedeni, bir amacı vardır... Vereceği bir ders, öğreteceği bir değer... Acıların da aynı şekilde... Hayatta daima her yaşta, her dönemde ve her zaman aralığında bir acıyla sınanmak kaçınılmazdır. Aslında acının ta kendisi kaçınılmaz bir gerçeğin de ta kendisidir. Ama şu da bir gerçek ki; her acı karşımıza belli bir amaç uğruna çıkar. Hiçbiri gerçekten biz üzülelim diye dikilmez karşımıza aksine daha iyi bir 'ben' olalım diye ete kemiğe bürünmüş bir hâl alır. Bu gerçeğin farkına vardığınızda emin olun bir şeyler değişmiş olacak. Bakın önünüzde demirden, çelikten örülmüş bir duvar misali duran her acı size bir ders vermeyi, bir şey öğretmeyi amaçlıyor. Siz o dersi aldığınızda, o değeri öğrendiğinizde yine aynı şekilde o demirden, çelikten duvarı yıkmış ve parçalarını da geride bırakmış olacaksınız. O parçalar sizin ayağınıza takılan engeller değil, geleceğinize ışık tutan rehberler haline gelecek. Lakin siz o dersi almayı reddettiğinizde ve dahi almamakta direttiğinizde o duvar sizin önünüzden hiç çekilmeyecek ve hep ayağınıza takılacak parçalar vâr edecek. Siz hep onun yükünü sırtınızda, omuzlarınızda hissedeceksiniz ve bu sizi aşağılara çekmekten başka hiçbir işe yaramayacak. Çünkü bir başka gerçek şu ki; ilerlemek ve yükselmek için önünüze serilen taşlı, sert duvarları aşmanız ve bunları yapmak için de acılarınızdan, hatalarınızdan ders çıkarıp onları geride yalnızca geleceğe açılan bir kapı görevi güden parçalar hâline getirmeniz gerekmektedir. Bunları yapmadan ilerleyemez ve yükselemezsiniz. Yalnızca bunların farkında olmak dahi ne büyük bir nimettir. Zor olabilir... Ama inandıktan ve umut ettikten sonra çok da önemli değil... Sevgiler... TC.
Karşılıklı açılan o kapı ile o pencere arasında halen oturuyorum. İkindi sonraları olduğunda esinti daha da serinliyor. Güneş eğildikçe içeri giren ışığı binalara takılıp kayıplara uğruyor. İçeri ulaşabilen çok azı da arkamdaki duvara vurup odayı razı olunmuş bir hüzünle dolduruyor. Bir başkası için olsa saadete meyleden şeyler doldurabilirdi diye düşünüyorum. İnsan içinde ne taşıyorsa dışında da evvela onu görüyor, onu çağırıyor, onu büyütüyor… Geçenlerde şöyle yazmıştım: kulağına okunan ezan bir ömür çınısını taşıyacağı koyu bir hüzüni makamda okunduğundan yaşadığı her şeyin önce içine kıvrılan taraflarını ve kahra meyleden yüzlerini görmek ırsiyetini edinmişti. Ve bu satırlar yayımlanacak ilk romanımın ilk cümleleri olacak diye not düşmüştüm. Hala o giriş cümlesinden öte gitmedim. İstemedim de. Çünkü ne yazarsam yazayım kendi fasit dairemin dışına çıkıp bir büyük daireye varamayacağım. Hüzüni makamda başlayan örgünün serencamı kendine dolanıp, yine hüzüni bir tona varacak. Okur, kitabın arka kapağını kaparken ön kapağı aralamış sayacak kendini. Sonra, bazı öyküler tek cümleliktir diyorum yazamayışıma bir bahane ve kendimi teselli için. Hep karşımıza çıkar tek cümlelik kahreden öyküler. Bir bebek vardır ve hiç giyemediği patikleri satılığa çıkarılmıştır. Kulağına hüzüni bir makamda ezan okunan bebeğin hikayesinin kahrından kimsenin haberi yoktur oysaki. Ve hiç olmayacaktır. Ben bunları düşünürken güneş eğilmeye ve içeri uzattığı hüzün kollarını yavaş yavaş çekmeye devam ediyor. Bir ağaç dalının rüzgarla ığralanmasını arkamdaki duvarda hissedebiliyorum. Şimdi kimlerin nerede ve nerelerde, neyin koşuşturmasında olduğunu çağrıştırıyor bana o dallar. Adına dünya dediğimiz yerin bilinen ve yanlış adı bu diye düşünüyorum. Aslı ve doğrusu dar-ı telaş olmalı. İkindi
Kahr Hevenkleri

A

@Birrseyyah
·
Karşılıklı açılmış bir pencere ile bir kapı arası esen tatlı ve serin bir esinti içimde birtakım şeyleri depreştirip beni alıp götürüyor efendim. Yaşanmasının muhal olduğuna çok önceleri ikna olduğum günlerin içinde oluyorum bir anlığına. Sanki çok kısa bir süreliğine bir ışık huzmesi tarafından sarmalanıyorum. Dimağımda daha önce hiç bilmediğim bir tat beliriyor. Bir alageyik suya eğiliyor içimde. Durup beyaz beneklerini sayıyorum. Saydıkça çoğalıyorlar; çoğaldıkça yaklaşıyorum ve birini hatırlıyorum… Ürkmeler, tedirginlikler, kaygılanmalar… bütün hepsi kalbediyor. Tasviri mümkün olmayan bir şey çekiyor beni kendine. Evet efendim, bir küçük esintiyle oluyor bütün bunların hepsi. İnsan ye’sin en kara noktasındayken en küçük bir umudun teyakkuzunda oluyor kanmazsam da belki yanmam diyerek. Ama ye’sten daha fena olan şey, bir anlık süren bu parıldamanın geçmesinden sonra başlıyor. O anlardan sonra o kadar çok boş kalıyor ki kollarım… O kadar çok uzağına düşüyorum ki ait olmanın… Bütün çabalarım beyhudeden daha aşağı kalıyor. Ve bir anda böylesine yaşamaktan iflas edişimin şaşkınlığı…Öylece kalakalıyorum donuk bakışlarla. Aslında biliyorum bütün saadetlerin mümkün olmadığını. Ama bütün saadetlerin mümkün olmayı hak ettiğine dair bir inanç da taşıyorum. Ve bu inanç beni hem ayakta tutan hem yıkan. Bu inanç beni gül bahçelerine sürgüne yollayan. Bu inanç serencamları birbirine dolaştıran.
Yazdıklarım yazgımdan