"Biliyor musun" dedi, "şu an çok üzgünüm. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Bağıra bağıra, kafamı şu demirlere vura vura. Ama bunları yapacak kadar kendimden geçemeyeceğimi de biliyorum. O kadar üzgünüm ki ağlayamayacak bir haldeyim. O kadar mutsuzum ki dondum. Aklıma Pal Sokağı Çocukları geldi. Boylarından büyük onurları olan çocukların hikâyesinin anlatıldığı o kitap."
"Eğer bir gün yazmaya karar verirsem bir oto-otopsi yazacağım. Çünkü otobiyografilerini yazanlardan çok uzaklarda bir varlık olduğum için ölüm nedenim olan yaşamımı ancak bir otopsiyle açıklayabilirim. Otopsi sonucu da, 'Hakan'ın ölüm nedeni doğumudur' olacak. Ne bir cinayet, ne bir kaza, ne de intihar. Ölüm nedeni doğumu olan Hakan'ın kendi yazdığı otopsisi."
"Bir kitap okumuştum. Adını hatırlamıyorum. İçinde bir domino teorisi vardı. Domino taşlarını bilirsin. Önce özenle dizilirler, sonra tek bir fiskeyle hepsi teker teker yıkılır. Ancak romandaki hikayede domino taşlarından oluşmuş zincirin iki tarafına da aynı anda dokunuluyor. Ve zincir aynı anda iki taraftan yıkılmaya başlıyor. Zincirdeki domino taşı sayısı tek. İki uçtan birbirini yıkarak ilerleyen taşlar tam ortadaki taşın iki yanına da aynı anda şarpıyor. Ortadaki taş aynı anda aynı güçte iki darbeyi iki tarafından aldığı için ayakta kalıyor. Bütün yıkılmış taşların arasında tek başına duruyor. İşte roman böyle bir şey anlatıyordu."
Hakan konuşmaya devam etti. Ancak bu kez içinden. Kimseyi rahatsız etmek istemedi. "Domino taşlarından oluşmuş zincirin bir ucu geçmiş, diğer ucu gelecek. Yıkılıyorlar teker teker ve şimdiki zaman kalıyor o ayakta. Geçmiş ve gelecek sıkıştırdığı için ayakta kalan, sadece şu an. Şimdiki zamana mahkum olmuş insanlar. Hareket edemeyen o domino taşı gibi felç geçirmiş insanlar. Geçmiş, anılarla zihnimde, gelecekse tahminlerimle zihnimde. Hepsi acı dolu. Hepsinde kırılan hayaller var. Her saniye içimde hissettiğim geçmiş, şimdiki zaman ve gelecekle dolu aklımla donup kaldığımı görüyorum. Nefes alıp veren bir heykele dönüştüğümü görüyorum. Bütün heykeller gibi ben de sadece zaman içinde hareket ediyorum. Yani yaşlanıyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor. Tabi her anın içinde, üç zamanda yaşayarak yaşlanıyorum ve bu beni delirtiyor. İnsanın üç zamanlı bir canlı olmasından nefret ediyorum. Aynı anda geri, park ve ileriye takılmış otomatik vitesli bir arabanın motoru ne gürültü çıkarabilirse, bin katını ben her saniye aklımda duyuyorum."
Hayat seni öyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerine savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun. Üzülürsün, pişman olursun. Sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın.