Şarkla Garbın mültekasında olan Türkiye, Garptan tesir almakta tereddüt etmemelidir. Ancak bu tesir, bizim tarafımızdan yapılacak mukabil bir tesiri ihlal etmeyecek derecede kalmalı, yani kültürümüzün güzel ve halis köklerine kadar nüfuz etmemelidir.
Ah insanlar niçin her şeyi anlayamıyorlar? Beş dakika, on dakika, yarım saat kendilerini unutsalar, kendilerini karşılarındakinin yerine koysalar, tam onun gibi -fakat hiç eksiksiz ve tam- onun gibi duysalar, her şey ne kadar yerli yerinde olacak. Hayır! İllaki zıddiyetler, öfkeler, yanlış anlaşmalar, kıskançlıklar, inatlar, şüpheler, hâkim olmak arzuları..
"Onu çok mu seviyorsun?" diye sordu. Cevriye'nin hayatının bu an, en mesut ânı oldu. Onu sevdiğini söylemek ihtiyacı her zaman dudaklarını yakmış, bu sevgiyi her zaman herkese, meydanlarda bağırmak istemişti. Bu aşk onun gururuydu. Onu sevmekle, büyüdüğünü, şimdiye kadar erişemediği bir mertebeye eriştiğini zannediyordu. Yaşlarla dolu gözlerini ona kaldırdı.
"Onu çok mu seviyorsun?"
"Geberesiye," dedi. "Onu geberesiye seviyorum."
O hâla hiddetli bir sesle, "O hâlde niçin geldiniz?" diye sordu.
Pervaneye, "Niçin ateşe kendini atıyorsun?" diye sorulabilir miydi? O buraya gelmişti. İradesinden daha kuvvetli bir duygu onu buraya sürüklemişti! O, artık her zaman buraya gelecekti. Bir güneşin cazibesine kapılmış, hayatiyetini ondan alan bir seyyare gibi, o hep bu mihverin, şimdi sobası gürül gürül yanan şu odanın etrafında dönecekti. Ondan kopup ayrılması için, bu his nizamını bozacak, onu bu mihverden söküp ayıracak bir kıyamet kopması lazımdı