Dön şöyle eskilere... Hani hergün dönmüyormuş gibi bu kez; sanki çok uzun zamandır düşünmemişsin de bugün aklına gelmiş gibi dön. Kendi parmaklarından taşanları oku... Vardır öyle birkaç mektup bir yerlerde, eski romantiklerden kaç kişi kaldık, sildim, yaktım tüm mektupları deme, yemem ben...
Ne çok kalp kırıklığı sığdırmışız... Halbuki birlikteyken gülümsemendi sesi, ağzında bal gibiydi öpmeleri, dudaklarından sevgisi taşardı, gördüğün en gülümseyen ışıklardı gözlerindeki... Mutluluktu, mutluydun... Onsuz kalınca gülümseyemediklerin, sızım sızım sızlayan mısralar olup bulandırıyor şimdi gözlerini... Diyemiyorsun di mi, hey gidi nasıl güzelmişiz, gülüp geçemiyorsun di mi... geçmiş olamıyor... Sızlıyor di mi, acıyor hala, kırıkların somutlaşıyor, zavallı!
Değiştir bu duyguyu, daha fazla acıma. Hissettiklerin öfke olsun, nefret olsun, acımaktan başka bir his olsun, kork mesela şaşır his mi yok... Desene artık ne aciz, ne zavallı etmiş seni aşk... Diyebilsene, görsene! işte belgeleri; satır satır yazmışsın işte... Aşk dilenmişsin ondan, hiç utanmamışsın, utanmazsın şimdi de olsa di mi? lanet olsun. Değer mi, değmez mi bir kez olsun sorsana? Bilmezsin, ama yine olsa yine severdin di mi, yine acırdın ve canını kimler acıttı sorusunun cevabı yine sen, kendin olurdun di mi, aptalsın... Şimdi git ağla kendi kendine... Dayanamıyorum bu acıdan beslenen haline...