Neden yaşamadığımız olaylar hakkında yaşadıklarımızdan daha fazla şey biliyormuş gibi görünürüz? Çünkü çıkıp gitmeyi sadece bu mümkün kılar ve hayal etmemize yoksunluk sebep olur. Freud'un "düşüncede eylem denemesi" tabir ettiği şey, tatmin olma isteğiyle "ya şöyle olsa?" diye sormaktır. Korkunun doğurduğu ihtimallerin cazibesine kapılırız. Alimi mutlaklık bir vesile ve bahanedir. Böyle bir senaryoda neyi geride bıraktığımızı bilmeden çıkıp gideriz. Amaç neyi geride bıraktığımızı bilmemektir denebilir. Cayma maddesi deneyimi önceler.
Bir yerden, bir şeyden çıkıp gitmek ferahlık getirebilir ama ölçülemez bir kayıp da yaratabilir: "Dünyanın acılarından uzak durabilirsin, bu ihtimal sana açık ve mizacına da uygun düşer, ama belki de bu uzak duruş kaçınabileceğin yegane acıdır," diye yazar Kafka Aforizma lar' da.
Ama Cavell 'ın buradaki değerlendirmesinde yine de bir bilgi türü bir başkası tarafından alt edilir; gerçek ya da temel bilgi mutlak bağımsızlığa sahip nesnelere mutlak bağımlılığımız- elimizdeki diğer tüm bilgilerce örtbas edilir. Cavell karmaşık bir formülasyonla, "Şüphecilik insanlık halini... düşünsel bir zorluğa, bir bilmeceye dönüştürme girişimidir," diye yazar. Bu bir bilmeceyse, yeterli ve doğru bilgiye sahip olursak sorunu çözebiliriz demektir. Oysa Cavell 'ın formüle ettiği insanlık hali -ki bu da aşağı yukarı Freud ve onu takiben gelişen psikanaliz anlayışının formüle ettiği insanlık haline tekabül eder- çözümsüzdür. Kendimize ya da başkalarına dair bilebileceğimiz hiçbir şey başka insanların bilfiil var olması ve bizim de onlara bilfiil var olan ve ihtiyaç duyduğumuz apayrı insanlar olarak tamamıyla bağımlı olmamız sorununu çözemez. Bunun dışında bilecek hiçbir şey yoktur ve bildiğimiz, bilmediğimiz, bildiğimizi iddia ettiğimiz, var saydığımız ya da varsaymadığımız diğer her şey bu bilgiden kaynaklanır. Hepsinden önemlisi Cavell -ve esasen Freud- mevcut bilgilerimizin bu bilgiyi ümitsizce örtbas etme çabamıza hizmet ettiğini görmemizi ister. Şüphecilik bizi bundan koruyabilir ya da bunu görmemize yardımcı olabilir. Cavell'ın ifadesiyle, başka insanlara dair bilgimizi onların varlığını kabullenmek adına lağvetmeliyiz. Kabullenme edimini bilme üzerinden kurmamalıyız, aksi takdirde önce başka insanların varlığına sonra da kendi varlığımıza olan inancımızı yitirmiş -yani bu olguyu ispatlamaktan aciz- vaziyette bulabiliriz kendimizi. Psikanaliz dilinde başkalarını bilmek/tanımak, onların fiili varlığını kabullenmeye ve varlıklarına ihtiyaç duyma sebeplerimize karşı bir savunma addedilebilir.
Aşırı yorum, intikam alırcasına kavramaktır. Bildiği varsayılan kişiyle aynı kafaya sahip olamamanın, o kişiye yeterince yakın olamamanın yarattığı bir nevi endişeyi açığa vurur; refah ve hatta hayatta kalmak yakınlığın, yakınlık da bilginin bir fonksiyonuymuş gibi (yakınlık bura da bilenlere, özellikle de bizi biliyormuş gibi görünenlere yakın olma isteği anlamına gelir).