"Yoğun bir hayat süren insan gerçek anlamda yaşar" diyor E.E.Cummings. "ama bir adamın yüz yirmi yaşına gelmesi onun gerçekten yaşadığı anlamına gelmez. ' O an bir ömür gibi geldi!' Klişeleşmiş olan bu ifade doğrudur ve benzer şekilde insan uzun bir tren yolculuğu yapar ve sıkıntıdan patlar. Zaman öldürmek için dedektif hikayeleri okursun. Zaman keyifli geçiyor olsaydı onu öldürmek ister miydin?"
Gerçeğin bulunmamasının nedeni aranmamış olması değil de amacın daima önceden algılanmış bir fikir bulmak ya da en azından meşhur bir görüşe zarar gelmemesini sağlamaktı ve bu görüş nedeniyle hem diğer insanlara hem de asıl düşünen kişiye karşı birtakım dolaplar çevrildiği kanaatindeyim. Kişiyi filozof kılan şey, her tür soru karşısında içine olabildiğince dökebilme cesaretine sahip olmasıdır. Korkunç kaderine dair bir tür aydınlanma arayışına girerek bulacağı yanıttaki dehşeti sezmesine rağmen yorulmak bilmeden sormaya devam eden Sofokles'in Oedipus'u gibi olmalıdır.
"Tanrıyı çok seven kimse onun tarafından sevilmeyi beklememelidir." Bu çarpıcı cümleyi sarf eden cesur bir insandır. Bu sözler erdem'in mutluluğa dair bir hak iddiası değil mutluluğun kendisi olduğunu; Tanrı sevgisinin başlı başına bir ödül olduğunu, güzellik ve doğruyu onları seven sanatçının, bilim insanının ya da filozofun kredisini arttırdığından değil iyi oldukları için sevdiğimizi bilen bir insana aittir.