Cesaretin zıttı korkaklıktan ziyade cesaret eksikliğidir. Herhangi bir kişiyi korkak olarak nitelendirmek, onun tembel olduğunu söylemekten daha fazla anlam taşımaz.
Dolayısıyla 30 yaşında cesur bir şekilde ölebilen (kendi hayatından vazgeçme zorunluluğu ile cesurca yüzleşebilmesini sağlayan bir özgürlük ve farklılaşma seviyesine ulaşabilmiş) kimse, 80 yaşına gelip de ölüm döşeğinde hala gerçeklerden korunmak için yalvaran kimseden daha olumludur.
Nietzsche şöyle der: "Hata korkaklıktır!" Yani başka bir deyişle, gerçeği görmememizin nedeni, yeterince kitap okumamış olmamız ya da yeterli akademik eğitime sahip olmamamız değil de yeterince cesur olmamamızdır.
Bunun da ötesinde kişi, eylemi başka birinin öyküsünü kazanmak için yaptığında, eylemin kendisi zayıflık ve değersizlik hislerinin canlı bir göstergesi halini alır, aksi takdirde davranışlarımızın layığının verilmemesine gerek olmazdı. Bu durum çoğu zaman "korkaklık" hissi uyandırır ki bu da en acı aşağılamalardan biridir: kendi yenilgine bilerek destek olmanın yarattığı aşağılama. Düşman güçlü olduğu için yenilmek, hatta savaşmayı reddederek yenilmek bu kadar kötü değildir fakat korkakça davranarak kendi gücünün Galip gelecek olan tarafa sattığını bilmek... İşte en acısı kişinin kendi benliğine bu ihanetidir.