Ama şiddet sadece başkalarından kaynaklanan bir şey değildir. Aşırı performans, aşırı iletişim ya da aşırı uyarı şeklinde kendini gösteren aşırı olumluluk da şiddettir.
Görünen o ki acı hayatın dışına atılamaz. Hayata ilişkin haklarını her yoldan savunur, tıp alanındaki büyük ilerlemelere rağmen acıda azalma olmaz. Acı, en büyük ağrı kesici cephaneliğiyle bile yenilmez.
Bizim dikkatimizse büyük ölçüde kendi bedenimize yöneliktir. Tıpkı Mösyö Teste gibi saplantılı bir şekilde kendi bedenimize kulak veririz. Bu narsisistik, evhamlı iç gözlem hiç kuşkusuz aşırı duyarlılığımızın sorumlularından biridir.
Hayatta kalma mücadelesinin karşısında iyi hayat kaygısını koymak gerekir. Hayatta kalma histerisinin hakim olduğu toplum bir ölememişler toplumudur. Ölemeyecek kadar canlı ve yaşayamayacak kadar ölüyüz. Salt hayatta kalma kaygımızla biz de virüse, o ölememiş varlığa, sadece üreyen, yani yaşamaksızın hayatta kalan varlığa benzeriz.