Modern devletlerin küresel teknoloji devlerine karşı giriştiği "dijital egemenlik" hamleleri, 17. ve 19. yüzyıllar arasında Avrupalı merkantilist güçlerin ya da sömürge tehdidi altındaki doğu imparatorluklarının uyguladığı korumacı iktisadi reflekslerle neredeyse birebir örtüşmektedir. Mekanizma aynıdır; sadece korunan coğrafi sınırlar yerini dijital ağlara, fiziki gümrük kapıları yerini veri protokollerine bırakmıştır. AB'nin GDPR ve yapay zeka yasası (AI Act) gibi regülasyonları ile ulus devletlerin yerli veri merkezi stratejileri, geçmişin merkantilist savunma hatlarıyla paraleldir. Klasik merkantilizmde devletler, yerli üretimi korumak ve dışarıya nakit (altın/gümüş) kaçışını engellemek için yabancı mallara devasa gümrük vergileri koyar veya belirli limanlar dışında ticaret yapılmasını yasaklarlardı (İngiliz Seyrüsefer Kanunları gibi). Bugün Avrupa Birliği’nin GDPR (Genel Veri Koruma Yönetmeliği) ile yaptığı şey tam olarak bir dijital gümrük duvarıdır. GDPR, Avrupalı vatandaşların verilerinin AB sınırları dışına (özellikle ABD sunucularına) çıkarılmasını çok katı şartlara bağlar. Buradaki amaç sadece "bireysel gizlilik" değildir. İktisadi olarak amaç, küresel teknoloji şirketlerinin ham maddeyi (Avrupalıların verisini) ücretsizce kendi merkezlerine (Core) taşıyıp orada işleyerek devasa bir tekel gücü devşirmesini engellemektir. Bu, ham madenin yurt dışına çıkışını yasaklayan korumacı imparatorluk refleksiyle aynı mantıktır. Merkantilist dönemde yerli sanayiyi korumanın bir diğer yolu, yabancı tüccarlara yerel pazarın standartlarını ve kurallarını dayatmaktı. Çin’in Batılı tüccarları sadece Canton limanına sıkıştırması ve kendi kurallarına zorlaması (Canton Sistemi) buna örnektir. AB’nin yürürlüğe koyduğu Yapay Zeka Yasası (AI Act), tam bir modern standart