---SPOILER---
Bu kitaba büyük umutlarla başladım. Uzak bir coğrafyadaki karakterlerin ve aile dinamiklerinin kültürel olarak yakın hissettirmesine, Aytmatov'un yalın diline, Kırgız bozkırının samimi atmosferine rağmen konunun işlenişini maalesef beğenmedim. Hikayenin başında Seyit'in Cemile'ye hayranlığını görünce ikisi arasında bir aşk mı filizlenecek derken hikayeye birden Danyar giriyor ve ne olup bittiğini anlamadan Cemile ile ikisi birbirine tutuluyor. Hikaye ilerledikçe Seyit'in Cemile'ye bakış açısı daha çok kafa karıştırıyor, ona aşık mı yoksa çocuksu bir hayranlık mı besliyor ya da dost olarak mı görüyor anlayamadım. Sadık'ın adı çok az geçiyor, anlatıcı Sadık'ın kardeşi olmasına rağmen abisinden neredeyse hiç bahsetmiyor. Son olarak Cemile'nin Danyar'a aşık olmadığını, sadece yalnızlıktan en yakınındaki erkeğe kapıldığını düşünüyorum. "O beni hiç sevmedi seni ona değişir miyim?" derken kocasından yakınlık göremediği için aklının Danyar'a düştüğünü itiraf ediyor aslında. Hikayeye bir de Sadık'ın gözünden bakmak lazım çünkü o koşullarda zaten başka türlü mümkün olabilir miydi diye insan düşünmeden edemiyor. Cemile'nin eşinin hoyrat bir adam olması, onu kaçırarak evlenmesi detayları da başkasına aşık olup kaçmasını haklı göstermek için eklenmiş gibi geldi. Karakterlerin iç dünyasına pek inilmemesi, son sayfaların aceleyle işlenmesi hikayenin etkileyiciliğini azaltıyor. Ama yazarın karakter yaratmada başarısız olduğunu asla düşünmüyorum, özellikle Cemile-Danyar ikilisinin çocukluğu, geçmişi kişilikleriyle tutarlı bir zemin oluşturacak şekilde anlatılmış zaten hikaye ikisinin ekseni etrafında dönüyor. Belki de yasak aşk görünce Aşkı Memnu tadında daha uzun soluklu ve derinlikli bir roman beklemiş olabilirim. Aşkı Memnu demişken, Cemile'ye sarkıntılık yapan adam