Şanzelize Düğün Salonu...
Bizleri içsel yolculuğa davet eden ve tadı damakta kalan bir eser :). Roman, karakterlerin içsel çatışmaları, arayışları ve modern dünyayla yüzleşmeleri üzerine kurgulanmış. Bu bağlamda Hacı karakteri, eserin ana kahramanı olarak öne çıkıyor. Dikkat çekici bir şekilde, romandaki diğer karakterlerin isimleri doğrudan verilirken ana kahramanın ismi belirtilmiyor ve yalnızca lakabıyla "Hacı" olarak tanıtılıyor. Bu tercih bile karakterin kimliksizleşme sürecini ve benlik arayışını sembolik biçimde yansıtıyor.
Hacı’nın hayatındaki en büyük kırılma noktaları aşk ve ölüm üzerinden yansıtılmış. Bu iki kavram, romanda zıtlıklar üzerinden işleniyor ve Hacı'nın Annesinin ölümü, yalnızca bir kayıp değil aynı zamanda karakter için evsizliği ve köksüzlüğü ifade ediyor. Buna karşılık 'sembolik ölüm' ise karakterin kendi varoluşsal dönüşümünü, eski benliğinin yok oluşunu sembolize ediyor. Ölüm olgusunun yanı sıra Eda’ya duyduğu aşk karaktere yepyeni bir dünyanın kapısını aralıyor. Bu iki olaydan sonra hayatı keskin bir şekilde ikiye ayrılır: gelenek ve modernlik, içerisi ve dışarısı, önce ve sonrası.
Aşk kavramı romanın neredeyse her satırında var. Bazen tasavvufi bir boyut ile bazen de beşerî bir yanıyla karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle Hacı’nın yolculuğu sadece bir yaşam hikâyesi değil, aynı zamanda bir varoluş arayışı gibi. Dergâh ile modern yaşam arasındaki zıtlık da bunu destekliyor: dergâh içeriyi, maneviyatı; modern yaşam dışarıyı, dünyayı temsil ediyor. Hacı'nın bu iki dünya arasında sıkışıp kalması neticesinde 'Ben'in çatışması ve huzursuzluğu da bu bağlam üzerinden şekilleniyor.
Yol kavramı, yalnızca Hacı üzerinden değil, diğer karakterlerin üzerinden de işlenmiş. Alışılmışın dışında hayatlar süren bu karakterler, arayışın farklı