• "Ah, bayım," diyordu adam, "mesele kötü insan olmak değil, ama ışığı yitiriyor insan."
    Albert Camus
    Sayfa 100 - Can
  • Dünya beni beşik gibi sallıyordu ve ben cehenneme kadar savrulmuştum. Kendime boşluktan bir tanrı yaratmış, ancak daha sonra onun için uygun sözcüğü ve sonuç cümlesini bulamamıştım. Yardım bekliyordum, bunu için de herhangi birilerine, toprağa, gökyüzüne bakıyor, köşeden başımı uzatıyor, sonra yine sessizce: "Buraya bakın, burada kimseye gereksinimi olmayan biri var!" diyen adam oluyordum.
  • Der misinki birgün "İnşallah çok bekletmedim seni"
  • Şu an yapmak istediğim, bir kitapçıya girmek ve Mahşer'i elinde tutan birinin yanına gidip; "Affedersiniz, sadece elinizde tuttuğunuzun bir destan olduğunu söylemek için vaktinizi aldım. Teşekkür ederim, iyi okumalar." demek. Başka türlü bu kadar kısa nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Destan kelimesini kullanmam kitabın 1216 sayfa olması değil. Sadece arka kapak açıklamasını okumanız bile elinizdekinin değerini çok iyi açıklamaya yetecek bir şey. Ayrıca, Mahşer bizlere sadece klasik bir post-apokaliptik dünya sunmuyor. Aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik değerlendirmelerle bir kıyamet senaryosu hazırlıyor. "Kaptan Trips" hakkında yeterli bilgiyi aldıktan ve salgının sayfalar aracılığıyla kanımıza işlemesinden sonra işin tamamen insancıl boyutuna dönüyoruz. Ki bu mükemmel. Mahşer'den önce ve sonra ölümcül salgınların konu alındığı birçok film yapıldı, kitap yazıldı ve teknolojinin nimetlerinden yararlanan her türlü yan dal bu hikâyeyi kullandı. Fakat hiçbiri Mahşer'in baktığı bakış açısına yaklaşamıyor benim gözümde. Elbette ortaya çıkan her yapıma göz atmış olmam mümkün değil, fakat adını iyi duyurmuş olanların çoğundan haberim var. Ayrıca kitaptan ne kadar etkilendiğime verin onu da, etkisinden kurtulamıyorum.

    Mahşer, gerçekten tüyler ürpertici. İşin içine ortak rüyalar girince ne tüyler ürpertici olmaz ki zaten? Fark ediyorsunuz ki eserde bir süre sonra endişelendiğimiz son şey salgın. Asıl endişelendiğimiz unsurun da Kara Kule ile olan bağlantısı zaten aklınızı başınızdan almaya yetiyor. Evet, Mahşer de tüm King kitapları gibi Kara Kule evreninde geçiyor. Sadece evrenin konuğu olmakla kalmıyor, büyük bir karakter ortaklığı sürüyor ortaya. İsmini Kara Adam olarak da bildiğimiz ürkütücü arkadaş Randall Flagg Kule'yi okuduysanız o kadar tanıdık gelecek ki şok etkisini atlatmak için bir bardak soğuk suya ihtiyacınız olacak. İki büyük destanı bu şekilde birleştirmek nasıl bir kalem gücüdür hala aklım almıyor. Ayrıca, Pennywise'ı da unutmamak lazım. "O", Kule ile bağlantılı olduğu için destan sayısını üçe çıkarabiliriz. Sonuçta bahsettiğimiz son eser, tüm zamanların kaleme alınmış en başarılı gerilim destanı.

    Kitaptaki karakter sayısının çokluğu her zamanki gibi kafamızı zerre karıştırmıyor. Büyük üstat King, bu gibi konuda bir karışıklık yaşayacağımız düşündüğü zaman eserinin başına bir tanıtım bölümubölümu ekliyor zaten. Mahşer'de durum böyle değil. Bir süre sonra dokunabileceğimiz kadar yakında hissedeceğimiz eşsiz karakterleri kitabın başında yeteri kadar tanıyoruz. Bu konuda da bol bol detay toparlıyoruz. Evet, King'in kalemi bu konuda biraz "ishaldir" (tamamen kendi tabiri), fakat bir kelimesi bile gereksiz değildir ve sıkmaz. Onun yerine sizi içine çeker ve bu kadar detay nasıl düşünülür onun hayretiyle baş başa bırakır. Mekan ve zaman açısından belli bir genişliğe ulaşan Mahşer'de bu hayret edilesi durum ile defalarca karşılaşacağınızı söylesem yanılmış olmam sanırım. Bu yüzden benim tavsiyem, King'in belli şeyler fazla uzattığını düşünmeyin, anlattığı hikayeler emin olun piyasada karşılaştığınız hikayelerden çok daha üstün. Bu yüzden bir ön koşullu dersmiş gibi adeta, anlatılan o hikayeye kendinizi hazırlamalısınız. Karakterleriyle konuşmayı, onları anlamayı çok iyi beceren Stephen King, bu güzel iletişimi sayesinde bizleri o hikâyeye kendi elleriyle hazırlıyor. Daha ne isteyelim?

    Mahşer'in 1994 yılında yapılmıs bir TV mini dizi uyarlaması bulunmakta. Eve kendimi atıp bu yapımı köküne kadar kurutmak için sabırsızlanıyorum, bir yandan da kitabın yarattığı etkiyi yaratamayacağından KESİNLİKLE emin olduğum için korkuyorum. Ayrıca şu anda yapım aşamasında olan bir de beyazperde uyarlaması bulunmakta. Açıkçası daha önce çok tecrübesi olmayan ve olan tecrübelerinin de daha çok romantik alanda edinmiş olan Josh Boone'un eline böyle bir gerilim destanını vermek ne kadar doğru bir karar bilmiyorum. Umarım sonuç It'de aldığımız gibi başarılı olur. Gerçi Stephen King'in çocuğu gibi önemsediği bu şaheserin yapım aşamasından dokunuşunu esirgeyeceğini sanmıyorum. Bu yüzden içim biraz daha rahat bekliyorum.

    Giriş cümlemde söylediğimi hatırlıyorsunuzdur. Şimdi lütfen bir kitapçıda yanınıza geldiğimi ve size Mahşer'i mutlaka okumanız gerektiğini söylediğimi varsayın. Mahşer yalnızca bizlere değil, Dünya edebiyatına da büyük bir hediye.
  • Oluyor bunlar, bazen yataktan bir ayı olarak uyanıyorsun. Ben öyleyim, gülmeyin öyleyim. Bütün gün oradan geri dönmeye çalışırım hatta. Bazen şu ofisin penceresinden bakarım kendime. Yolda yürüyen birini gözüme kestiririm. Mesela şu adam, benmişim aslında. Nasıl işte? Tam bir kocaoğlan, aklı bir karış havada. Yediği herze bini geçmiş, battıkça batıyor. Çıksın isterim, pencereyi açıp bağırmak isterim "Dön evine, dön! Özünü bul, kaç kurtul!" diye ama nafile.
  • Ne çok karanlık sıkışmış içimize..
  • Ezber cümlelerin, ezber duyguların içine aktığını varsayarken, gerçekte sevgilinin kalbine dokunmak gerektiğini unutuyor insan..