umutsuz kişi için yurt yoktur, oysa, ben bilirim ki, deniz hem önümden gider, hem arkamdan gelir, çılgınlık hep elimin altındadır. birbirlerini sevip de ayrı olanlar acı içinde yaşayabilirler ama umutsuzluk değildir onlarınki: bilirler ki aşk vardır.
denizde büyüdüm ve yoksulluk benim için şatafatlı bir şey oldu,
sonra denizi yitirdim, o zaman her türlü lüks donuk, yoksunluk
katlanılmaz göründü gözüme.
öğleyin, son günlerin azgın dalgalarının çekilirken bıraktığı bir
köpükle örtülmüş gibi siğilotlarıyla örtülü, yarı kumluk yokuşlar üzerinden,
bu saatte bitkin bir deviniyle ancak şöyle bir yükselen denize bakıyor, uzun
süre dindirilmedi mi varlığı kurutan iki susuzluğu gideriyordum, sevme ve
hayran olma susuzluğunu. çünkü sevilmemek yalnızca şanssızlıktır: hiç
sevmemek mutsuzluktur. bugün, hepimiz bu mutsuzluktan ölüyoruz. kan,
kin yüreğin kendisini de kurutuyor da ondan; uzun süren adalet isteği aşkı
tüketiyor, oysa aşk doğurmuştu onu. içinde yaşadığımız uğultuda, aşka
olanak yok, adalet de yetersiz.