Hikaye, meşhur bir gazeteci olan Ezgi Sezgin'in doğup büyüdüğü şehre, Yenikent'e dönüşüyle başlıyor. Yenikent, haritada belirsiz bir nokta, aslında var olmayan, kurmaca bir şehir. İstanbul'a yakın ama hayatın hala daha yavaş aktığı, insanların birbirini tanıdığı, öte yandan bir o kadar kasvetli, huzursuz bir kent.
İşinde ve özel hayatında yaşadığı değişimler neticesinde İstanbul'daki yoğun ve yorucu hayatını geride bırakıyor Ezgi. Ve oğlu Batu ile birlikte, yıllar sonra yeniden Yenikent'te buluyor kendini. Ezgi'nin şehre gelişinden çok kısa bir süre sonra Sedef adında genç bir kadının öldürülmesi ise, onu ve beraberinde pek çok insanı karmaşık bir cinayetin ve ilişkiler ağının içine sürüklüyor.
Temposu her daim yüksek, merak unsurunu elden bırakmayan ve oldukça sürükleyici bir roman, Sonra Gözler Görür. Her bölüm sonunda "Acaba devamında ne olacak?" diye düşündürdüğü için elimden bırakamadım ve çok kısa bir sürede bitirdim. Hikaye görünürde bir cinayet soruşturmasının etrafında dönüyor olsa da, bir noktada katilin kim olduğundan ziyade karakterlerin ilişkilerine, gizli kalmış sırlarına, iç hesaplaşmalarına dalıyoruz. Her bir karakter hem iyi hem kusurlu yanlarıyla çıkıyor karşımıza. Kimine kızıyoruz, kimini hiç sevmiyoruz, kimini anlıyoruz, hepsi sanki bir yerlerden tanıyormuşuz gibi hissettiriyor. Hikmet Hükümenoğlu'nun yalın ama gerçekçi anlatımı da hikayeyi etkileyici bir hale getiriyor.