"Gelecek diye bir şey yok, Maelle; tek gerçek şimdiki zaman! Hayallerini gerçekleştirip mutlu olmak istiyorsan 'sonrayı' bekleme, düşünce biçimini şimdi değiştir. Önüne çıkan fırsatlara ve insanlara kucak aç. Hayat şimdiki anların toplamıdır. Boşa harcadığın her saniye, ziyan olmuş bir andır ve asla sana geri gelmeyecektir."
Maelle otuzlu yaşlarının ortalarında, hayatını akademik başarılarla, yoğun iş temposuyla koşturarak geçiren bir kadındır. Bir gün, en yakın arkadaşı Romane'e dair öğrendiği bir gerçek sonucu Katmandu'ya uzanan bir seçim yapmak zorunda kalır. Katmandu'da onu Himalayalar'ın zirvesine ve aslında kendi içine zorlu bir yolculuk bekler. Paris'te yıllar boyu alışık olduğu yaşamının çok ötesinde bir yaşamla karşılaşmasına rağmen deneyimledikleri, öğrendikleri ona bambaşka bir kapı aralar aslında.
Okurken bana Robin Sharma'nın Ferrarisini Satan Bilge kitabını anımsattı, Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü. Maelle'nin içsel yolculuğu, yol boyu ona eşlik eden yol göstericileri ile aslında bir kişisel gelişim kitabı olarak sınıflandırılabilir. Ancak yazarın akıcı ve yalın anlatımını sevdim.
"Bu dünyada seni asla terk etmeyecek biri olduğunu biliyor musun? Daima senin yanında olacak tek kişi yine sensin! Kendine özen göster, şefkatle bak, yargılamadan gücünün ve zayıflıklarının farkında ol. Önce kendini bütün varlığınla seversen bir başkasını da korkmadan sevebilirsin. Yalnız hissediyorsun çünkü kendinle ilgilenmiyorsun. Hayata güven. İsteklerini bir kere dile getirdikten sonra evrensel matrisin bunları gerçekleştirmen için çalıştığından emin ol. Yaşaman gereken neyse onu yaşıyorsun, amaçlarına ulaşmak için doğru zamanda doğru insanlarla karşılaşıyorsun. Hayal bile edemeyeceğin kadar seviliyorsun. Kendi yolunun üzerindesin."
"Bir şey bize acı veriyorsa o şeyin içimizde çözülmemiş karanlık bir bölgeye dokunduğunu anlamalıyız, değil mi? Sorunlarımı çözdüğümde dışarıdan gelen hiçbir şey beni etkileyemez. Yalnız ego yara alır ve bunun karşılığını saldırarak verir."