Adrenalinlerini yolcuların mideleriyle resmen futbol oynayarak atar gibi otobüs kullanan şoförlerin dahi dikkatinizi dağıtamayacağı kadar 'sinematik' bir kitaptı gerçekten. Hele ki Musa'nın saçlarından bahsedildiği sahnelerde bildiğiniz güzel bir fotoğrafta kaybolur gibi okudum kitabı. Kitabın herhangi bir kurgusu olduğu söylenemez aslında. Kitabı başarılı kılan yazarın muazzam betimlemeleri ve duvarın boyasını kaldırıp kaldırıp altındaki sıvanın renklerini gösterir gibi anlatım yapması bence. Kelimeler dilinizin ucunda kayıyor. Ama bir romandan beklendiği gibi belli bir kapta toplanıp herhangi bir ahenge de bürünmüyor. Benim için öyle değildi gerçi ama ara ara üçüncül anlatım şeklinden ana karakterin kendisinin konuşturulduğunu cümlelere geçişler bayağı bir sertti diye düşünüyorum. Dikkat dağıtıcı olabiliyordu. Aynı şekilde Zeliha karakterini kendime yaptığı işlerden ötürü çok yakın hissetsem de içinde bulunduğu zifiri karanlık haller beni bazen çok bunalttı. Belki de bu yazarın başarısıdır, bilemedim. Bu devirde kelimeleri hop diye atıp tutan böylesine romancı bulmak zor. Darısı daha çok beğenilen ikinci romanı Nefaset Lokantası'na.