Teyze: Kırık insan parçacıkları. Çürümüş, parça parça olmuş yüzler.. İnatla yansımaya çalışıyorlar aynadan dünyaya. Zavallılar. Kırık bir aynaya yakından baktığında ilkin çoğaldığını sanıyorsun. Sonradan anlıyorsun aslında eriyip yok olduğunu kırıklar arasında. Ne komik. Kırıklar.. kırıklar.. kırgınlıklar.. Ve ısrarla yansımak isteyişimiz. İnatla.. Ne komik bir dram.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Baba: Hepimiz saldırgan.. hepimiz savunmasız, hepimiz masum ve hepimiz idamlık hükümlüler gibiyiz, aynı zamanda. Yok yere acı çekiyoruz.. Çektiriyoruz..
Baba: (Kendi kendine konuşmayı sürdürür) Öldüğüm an, her şey bitmiş olacak gene de. Taş devrinde yaşamış olan bir adamdan hiç farkım kalmayacak.. Öldüğüm an. Yahut, Mezopotamyalı bir köylüden, Aspendos delikanlısından.. Hepimiz, ‘Bir zamanlar yaşamış insan’ sınıfına dahil edilmiş olacağız. Birimiz on bin sene, diğerimiz on saniye önce nefes almış.. Ölüler. Hangimiz hangimiz? Ne fark eder ki? Ama kendimi inandırmalıyım.. Bir zinciriz biz! Paha biçilmez bir zincir!
Anne: Babamla uğraşmayı bırak artık!
Teyze: Neden? Benim de babamdı o. Sadece yaşayanlarla mı uğraşılır? Yaşayanların darmaduman olmasında hiç mi payları yok? Hortlaklar, mezara tıksak bile gebermiyorlar bir türlü. (Kadın’a) Birbirimize ne kadar benzediğimizi anlayacaksın yakında. Öksüz kalınca.