Adil Özcan

Adil Özcan
@adilozcan07
14 ay maaş alamamak
1879'un Ocak ayında Diyarbakır temyiz mahkemesindeki yargıçlar tam on dört aydır maaş almamışlardır.
Sayfa 238 - İletişim Yayınları
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İtibardan tasarruf olmaz
İmparatorluk bu mali güçlüklerin ortasında boğuşurken, HANEDAN o zamana dek hiç görülmemiş "savurganlıklar" sergiler. Şehzadelerin ve hanım sultanların sahip oldukları büyük özgürlük -artık saraydan çıkabilmekte, kendi ikametgahlarına sahip olabilmekte, kabuller verip, yabancılarla temas kurabil mektedirler- onları hesapsız harcamalar yapmaya iter. Avrupa zevkleri giderek her alanı istila etmektedir; artık geleneksel kürklere, kaftanlara, mücevherlere Paris modasına uygun giysiler, iç dekorasyon, mobilyalar, gezinti arabaları eklenmiştir.(....) Hanedan üyelerinin hepsi veya hemen hepsi kendi olanaklarının üstünde bir yaşam tarzı sürdürmektedir. Hazine-i Hassa'dan ayrılan hatırı sayılır tahsisatlara karşın -Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Sultan'ın valide sultan olarak yıllık tahsisatı 72.000 lira, Murad'ın 12.000, Abdülhamid ve kızkardeşlerinin 9.000'er liradır- herkes ya da hemen HERKES BORÇLANMIŞTIR. Abdülhamid'in kızkardeşi Refia Sultan bu şımarık saray çocuklarının yaşantısını gayet güzel yansıtmaktadır. Kardeşinden bir yaş daha küçük olan Refia Sultan Avrupa usulünce yetiştirilmiş ve çok genç yaşında lükse merak sarmıştır. Fransız mimar Antoine-Ignace Melling'in Sultan III. Selim'in kızkardeşi Hatice Sultan için yaptığı Neşetabad Sarayı'nda oturur. Aşçı yamaklarından musiki öğretmenine varıncaya kadar YÜZDEN FAZLA PERSONEL ÇALIŞTIRIR, bunların maaşlarını öder ve karınlarını doyurur. Ayrıca Çamlıca'da da kendine lüks bir köşk yaptırmıştır. Tuvalet, mobilya, mücevher masrafları, babası Sultan Abdülmecid'i öfkelendirecek kadar aşırıdır. 300.000 liraya kadar yükselen devasa borcu o zamanın yaklaşık 7 milyon Frankına (franc germinal) eşittir. Çağın mali sıkıntılarının ortasında Hazine-i Hassa şehzadelerin tahsisatlarını bile düzenli olarak ödeyemeyecek hale
Sayfa 37 - İletişim Yayınları
sarayda rüşvet çarkı
Nurbanu'nun adı artık resmi olarak rüşvetle birlikte anılır olmuştu. Murad'ın özel meclislerinde bulunan musahiblerinden Şemsi Ahmed Paşa padişahı rüşvete alıştırmıştı. Hatta Nurbanu'yu rüşvet emini olarak tayin ettiren de kendisiydi.
Sayfa 236 - Doğan Kitap
Lüks tüketim çılgınlığının kaynağı: Saray!
Kadın sultanlar gerçekten de lüks içinde yaşıyorlardı. İmparatorluğun kuruluş yıllarındaki sadelikten gittikçe uzaklaşılıyor, lüks malların tüketim oranı hızla yükseliyordu. Harem'deki sultanın ailesinden olan bu güçlü kadınların kendi gelirleri dışında gelen hediyeler ve adı açık açık konmasa da büyük devlet atamalarında oynadıkları rol için aldıkları rüşvetler sayesinde daha da şişkin bir servetleri oluşuyordu. Elçiler bile bu kadın sultanlar aracılığıyla işlerini halletmek için onlara da hediye göndermeleri gerektiğini öğrenmişlerdi. Çünkü diplomaside görevli olan ufaklı büyüklü tüm pozisyondaki yabancıların çok kısa zaman esefle tecrübe ettikleri gibi Osmanlı'da para ve değerli hediyeler olmadan işler yürümüyordu. Mücevherler! Harem'deki kadınların var olma sebepleri bile olabilirdi. Manastırlardaki kadınlar için kitaplar ne ise, Harem kadınları için de bu değerli taşlar oydu. Kadınlar için önemi öyle büyüktü ki artık sarayın duvarlarını aşıp, ülkelere yayılan efsanelere de konu olmuşlardı.
Sayfa 76 - Doğan Kitap
Kitap ve Harem kadınları
Peki, harem kadınları kitap okuyorlar mıydı? Geç dönemden kalan hatıraları okuduğumuzda son devirde toplu okumalar yapıldığını, bir kadının herkese kitap okuduğunu görüyoruz. Başta gelen temalar tarih üzerineydi. Kitapların sınırlı olması, belki de herkesin çok rahat okuyamaması ya da bu okumayı bir derse çevirerek herkesin aynı materyali dinliyor olması toplu okumaların sebepleri olabilir. Lakin ne acıdır ki kitap Harem'in başta gelen ihtiyaçlarından biri değildi. Karşılaştığımız bunca kayıttan ihtiyaç için Harem'e ısmarlanan nesneler arasında kitaba rastlamıyoruz. Mutlaka okunuyordu, ancak bir ihtiyaç değildi. Ve ne yazık ki hiçbir zaman kadınların mücevher ve kumaş sevdasının küçük bir parçası kadar bile olamamıştı.
Sayfa 61 - Doğan Kitap