ALESYA

ALESYA
(Audaces fortuna juvat)
Fezleke
Yer: Pentagon - Savunma Bakanı Rumsfeld’in Ofisi Tarih: 1 Mart 2003 Washington saatiyle sabah 11.00 Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in ofisinde, sakin bir bekleyiş vardı. ... Herkesin kulağı Ankara’dan, TBMM’deki tezkere oylamasından gelecek sonuçta. Odadaki konuşmalar, tezkerenin kabul edileceği ve ikinci cephenin açılacağı şeklinde 'Herkes iyimser. Genelde herkes, Türkler bizi bu konuda epey uğraştırdı ama sonunda oldu’ şeklinde. Gerek Ankara’daki resmi kanallardan, gerekse de arka kanallardan Washington gelen bilgiler, zor da olsa tezkerenin kabul edileceği şeklinde. ... O sırada bir başka telefon daha çaldı. Arayan yine Ankara’ydı ve kesin sonucu açıklıyordu: “Teknik bir konu ama kabul edilmedi...” Odada bir anda sessizlik oldu. Sadece kimin ağzından çıktığı belli olmayan “damn” (kahretsin) sözcüğü yankılanmıştı duvarlarda.. ... Pentagon’un bir başka köşesindeki ofisinden gelişmeleri izleyen diğer bir yetkili, haberi alır almaz telefona sarılıyor ve bir Türk ‘arkadaşını’ arıyordu. Yetkili zaten MGK’nın ve askerlerin sessiz kalmasına çok bozulmuş ve sonucun böyle çıkacağını az çok tahmin etmişti. Telefonda, heyecanlı bir tonda, “Söyle onlara, bize 3 darbe borçları vardı. Böyle mi ödenir bu borç...” diyordu.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tezkereye doğru
Bu arada 25 Şubat günü TBMM Başkanı Bülent Arınç, ABD askerlerinin Türkiye’de konuşlanıp konuşlanmayacağı konusunda son kararı Parlamento’nun vereceğini açıklıyordu. Arınç ayrıca, herkesin TBMM tarafından alınacak olan karara saygı duyması gerektiğini söyledi. Bu bir anda hem Başbakan Gül ve etrafındakiler arasında, hem de AKP kanadında, yani Recep Tayyip Erdoğan ve Cüneyt Zapsu arasında şaşkınlık yarattı. Onlara göre Arınç bir anda sanki muhalefet lideriymiş gibi davranmaya başlamıştı. Arınç’ın bu çıkışı Washington’un ve bilhassa Wolfowitz - Grossman ikilisinin de dikkatini çekmişti. Ne oluyordu Türkiye’de? O günlerde Washington’da en çok sorulan soru buydu.
“Easy... Mr. President”
Bush: "Irak konusunda bizim yanımızda yer alacaksınız, değil mi? Saddam geri adım atmazsa ve bizde savaş kararı alırsak bu hususlarda bize yardım edeceksiniz, değil mi?” Erdoğan, Bush’un sözlerinin çevirisini dinledikten sonra kısa bir süre düşünür ve Başkan’a dönerek, görüşmeye girmeden önce öğrendiği İngilizce kelimeyi söyler: “Easy... (Kolay) Mr. President”. ... Wolfowitz, büyük bir zafer kazanmış edasıyla görüşmenin iyi geçtiğini ve Türkiye’nin, savaşta Washington’un yanında yer alacağının artık kesinleştiğini söyledi. Bush ise o kadar emin değil. “Çok rahat ‘kolay’ dedi.” Bush yıllarca Nobel Ödülü kazanmış bir edebiyatçı edasıyla, “ben onu biraz ‘shallow’ buldum.” diyordu. Yani, “içi boş”. Diğerlerine dönerek, “Siz nasıl bu kadar rahat durabiliyorsunuz. Açıkçası bana güven vermediler.”
bush erdoğan
Wolfowitz ve Grossman, görüşmeler sırasında nasıl bir tavır takınılacağı konusunda bir takım bilgiler verdiler. Bush’u neler duymak istediğini, Erdoğan’ın da neler anlatması gerektiğini söylediler. ABD, yani Bush yönetimi, Türkiye olsa da olmasa Irak’a girecek ve Saddam rejimini çökertecekti. Bu mesaj altı çizilerek Erdoğan’a anlatıldı ve görüşme sırasında AKP liderinden bunu göz önünde bulundurarak konuşmasını istediler. Bush, görüşme sırasında Türkiye’den net bir cevap istiyordu. Daha savaş tarihi belli değildi ancak, “Bizimle birlikte misiniz, değil misiniz?” sorusu, Beyaz Saray görüşmesine damgasını vuracaktı.
Lider Kim
Washington, AKP lideri Erdoğan’a davet mektubunu göndermeden önce konuyu kendi içinde tartıştı. Acaba Recep Tayyip Erdoğan, Beyaz Saray için doğru isim miydi? Erdoğan yasaklıydı ve ne zaman TBMM’ye gireceği ve başbakanlığı alacağı bilinmiyordu. ... Washington’da tartışılan konu şuydu: Abdullah Gül ve Bülent Arınç, Refah Partisi döneminden itibaren TBMM ve devlet içinde yer almış politikacılardı. Tayyip Erdoğan ise, belediye başkanlığından gelerek seçimleri kazanmıştı. NeoCon ekibinin yaptığı hata şuydu: Tayyip Erdoğan ilk defa hayatında siyaset sahnesine çıkıyordu. Türkiye’nin dış politikadaki ulusal değerleri ve uluslararası ilişkilerle ilk defa tanışıyordu. Belediye başkanlığından Oval Ofis’e gidiyor ve Türkiye için belki de hayati önem taşıyan konularda taahhütler vermesi istenecekti. Erdoğan daha bir devlet adamı değildi. Bu konuda tecrübesi yoktu. Diplomasiden yeterince anlamıyor ve diplomasideki nüansların farkında değildi.