ALESYA

ALESYA
(Audaces fortuna juvat)
Marc Grossman
ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Bakan Yardımcısı. Grossman Türkiye’yi çok yakından tanıyordu. Bir dönem Türkiye’de büyükelçilik yapmış ve 1997 yılında Refahyol hükümetinin kurulmasında epey çaba sarf etmişti. Hatta o dönemlerde Washington’daki yetkililere, “Bu hükümeti destekleyin, Türkiye’nin kurtuluşu Refahyol’dadır” mesajını veriyordu sürekli olarak. ...Türkiye’den ayrılmaya hazırlanan ABD’nin Ankara’daki Büyükelçisi Marc Grossman, Çankaya Köşkü yakınındaki rezidansında Washington’dan gelen iki misafirini ağırlıyor. Söz konusu misafirler karı-koca. Biri, Leigh Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler dersleri veren ve zaman zaman CIA ile Ulusal Güvenlik Dairesi’ne çalışan Prof. Henri Barkey, eşi de CIA ve Dışişleri Bakanlığı’nın analizler dalında en üst kademelerine kadar tırmanmış olan ‘Türkiye ve Yakındoğu uzmanı’ Ellen Laipson. Türkiye’de bulunmalarının amacı, pazarlık aşamasında olan Refahyol Hükümeti’nin kurulma sancılarını yakından izlemek ve gerekirse devreye girmek. Aslında Türk asıllı bir Musevi olan ve Türkçeyi ana dili gibi konuşan Henri Barkey, o gün yanındakilere büyük bir kahkaha atarak, ‘Ben hayatımda hiç burada olduğum şu birkaç gün içindeki kadar eğlenmemiştim’ diyor. ... O döneme ait bir başka gerçek de, Büyükelçi Grossman’ın, Washington’un mesajlarını, ya bizzat kendisi ya da Jay Kriegel aracılığı ile Tansu Çiller’e, Henri Barkey de, aynı mesajları Refah Partisi’nin üst kademelerine ve Erbakan’a, Abdullah Gül aracılığı ile iletiyorlardı.”
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Washington’un bodrum katındaki uzmanlar, masalarında ne yapacaklarını ve daha 2000 yılı başında kesinleşen Irak Savaşı’ konusunda Türkiye’yi nasıl kullanacaklarını düşünürken, çok da umutlu değillerdi. Ancak şu da bir gerçekti: Bush Yönetimi Irak’ı vuracaksa, bunu Türkiye ile birlikte yapması, Saddam devrilecekse, en büyük desteğin Türkiye’den gelmesi gerekiyordu.
Bush'ların Irak sınavı
Baba Bush, Dışişleri Bakanı James Baker ile ülke ülke dolaşmış ve Irak’a karşı büyük bir koalisyon oluşturduktan sonra savaş kararı almıştı. Haklı gerekçeleri vardı: “Irak, Kuveyt’i işgal etmişti..” Ancak 11 Eylül’den sonra Irak’tan ABD’ye yönelik ‘yeni’ bir tehdit yoktu. Bu durumda da uluslararası bir koalisyon oluşturmak, zor bir olasılıktı. Dünyayı, belki Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olduğunu kanıtlamaları durumunda yanlarında bulabilirlerdi. Ne de olsa uluslararası teröre karşı mücadele içine girmişlerdi. Irak’ın kitle imha silahları da bu kapsam içindeydi. Ama kitle imha silahları bulsalar da bulmasalar da, Saddam gidecekti. Bunu yapmanın bir yolu da, uluslararası koalisyon peşinde koşmaktansa, daha az katılımlı ancak etkili bir takım ülkeler ile bunu başarmaktı. Onun için az ülkeyle bu işi ‘halletme’ yolunu seçtiler. Bu ülkelerden biri de Türkiye’ydi.
ana konulardan biri hep Türkiye
Prof. Dr. Lewis’in Beyaz Saray yemekleri ve konuşmalarındaki ana konulardan biri hep Türkiye idi. Bu konuda Bush ve yönetime aktardıkları şöyle özetlenebilir: “Türkiye demokratik bir rejim kuran ve bu rejimi koruyarak sürdüren ilk Müslüman ülkedir. Bunu da Mustafa Kemal Atatürk ve onun ideolojisi çerçevesinde yaptı. Bugün de gördüğümüz üzere yasal bir İslamcı parti lideri, yasalara uygun bir şekilde seçim yoluyla başbakan olmuştur. Türkler, İslami Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki ulusal kurtuluş hareketiyle ve ondan sonra gelen yöneticilerin uyguladığı parlamenter yönetim döneminde Ortadoğu’da uzun süre önder rolü oynamıştır. Bu mesaj Türkiye’ye verildiği takdirde, Irak Savaşı konusunda Ankara yanınızda olacaktır. Irak’ın da aynı Türkiye çizgilerinde batılı, demokratik bir ülke olmaması için de hiç bir neden yok.” Prof. Dr. Lewis’in Beyaz Saray’a verdiği mesajlar aynı zamanda uyanlar ile doluydu. Lewis’e göre demokrasi “çok güçlü bir ilaç” ve bir anda yüksek dozda alınması durumunda “hasta ölebilirdi.”
Prof. Dr. Bernard Lewis bugün bile ayda bir, Başkan Bush ile olmasa bile, ABD Başkan Yardımcısı Richard Cheney ile Beyaz Saray’da buluşur ve gelişmeler işle ilgili düşüncelerini aktarır.·Kitabı okudu
dünyaya örnek MKA
... tarihçi Michael Hirsh’e göre Lewis’i asıl heyecanlandıran, otelinin camından dışarı baktığında gördüğü manzaraydı. O da “yüzyıllardır süre gelen bir Müslüman imparatorluğun kalıntılarından doğmakta olan yüzü batıya dönük bir demokrasi" Lewis, o ziyaret sırasında Osmanlı arşivlerinden daha çok pencereden gördüğü manzara ile ilgilenmeye başlamış ve Mustafa Kemal Atatürk ve reformlarını araştırmaya yönelmişti. Bu bilgilerden yola çıkarak 1961 yılında ‘The Emergence of Modem Turkey’ kitabını yazmıştı. Lewis kitapta Atatürk sayesinde batılılaşmış, laik ve ‘İslam’ın Ortaçağ’dan kalma prangalarım atarak demokratik bir yapıya kavuşmuş ve bunu ayakta tutmasını bilmiş bir modern Türkiye’den bahseder. Lewis’in Türkiye için 1961 yılında getirdiği bu tanım, 40 yıl sonra ABD Başkanı George Bush’un Irak’a karşı 11 Eylül’den sonra başlattığı savaşın temel felsefesini oluşturuyordu. Kısacası, eğer bunu Türkiye başardıysa, Irak başta olmak üzere Arap alemi içinde bulunacak ‘Arap Atatürk’?ler ile bu şekil değiştirme neden diğer Ortadoğu ülkelerinde olmasındı?