Petrol bakımından Ortadoğu’da hayati çıkarları bulunan ABD, zaten Soğuk Savaş
döneminde, bölgede Sovyetler Birliği ‘etkinlik’ konusunda amansız bir yarış
içindeydi.
Carter yönetimi, Ortadoğu’nun kaygan zeminlerinde ABD çıkarlarının zarar
görmemesi için Arap-İsrail anlaşmazlığının çözümü gerektiğine inanıyordu. Bir başka deyişle, Arap-İsrail anlaşmazlığı bir çözüme kavuşturulursa, o zaman
ABD de bölgedeki Suriye, Irak, İran gibi ülkelerin husumeti ve saldırılarına maruz
kalmayacaktı. Kısacası, Bağdat’a, Tahran’a, Şam’a, Kahire ve diğer Arap
başkentlerine giden yolun Kudüs’ten geçtiği görüşü ve politikası benimsendi.