ALESYA

ALESYA
(Audaces fortuna juvat)
Geçici Korucu BABAT
“Benim isteklerim yüce Türk Devletinden şunlar; Güneydoğu Anadolu'da Uludere, Şenoba köyü örnektir. Birinci etapda ismimizden geçici’nin kaldırılması, ikincisi bana 100 korucu kadrosu verilmesi, TRT de APO'nun gözü önünde törenle korucu yapacağım. APO'nun affına sığınmayacağım, kanımın son damlasına kadar Türkiye Cumhuriyet'ini koruyacağım."
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Hazım Babat (korucu)
Yıllardır Türk devleti ile omuz omuza PKK çetelerine karşı mücadele veren Korucubaşı Hazım BABAT, bu konuda bakınız neler söylüyor: " Terörle mücadele ettiğimiz için başka hiçbir iş yapma imkanımız yoktur, bölge halkını tamamen karşısına hedef olarak göstermektedir. Çevremizdeki ULUDERE, ŞIRNAK, CİZRE, SİLOPİ ve NUSAYBİN gibi yerleşim merkezlerinden hiç birinde ne dolaşma nede gezme imkanı bulamıyoruz, üstelik PKK vasıtasıyla bakkallara, vatandaşlara PKK ile zaten işbirliği olduğu için saydığım merkezlerde bize korucu diye hiçbir şey vermiyorlar, yiyecek dahil. Yoğun olarak bize tehdit her taraftan geliyor silah bırakmazsanız sizi yok edeceğiz diye tehditler geliyor. PKK af vermiş silahınızı bırakın sizi affedecek diye cevaplar geliyor..." *Ben PKK'ya şöyle cevap veriyorum; "Ben silahımı teslim etmem ve PKK'nın affına sığınmam kanımın son damlasına kadar PKK ile mücadele edeceğiz, Türk bayrağından başka bir bayrak istemiyorum. T. C. kimlik kartından başka kimlik istemem diyorum, eğer devlet GKK silahını benden alırsa ben ve 300 adamla kendi imkanımla kanımın son damlasına kadar savaşacağım. Benim ailemden ve Türk askerlerinin bu dağlarda döktüğü kanı yerde bırakmayacağım. " "PKK Ermenidir, Komünisttir, Satılmıştır...
Ersever,
“Masum insanların kanı üzerinde attığınız sevinç çığlıkları, uzun vadede sizlere mutluluk getirmez! “
yok canım PKK katliam yapmaz, bu iş Kontr-gerillanın işidir
PKK faaliyetleri açısından; HAKKARİ, ÇUKURCA, ULUDERE, ŞIRNAK, GÜRPINAR, ÖZALP, ÇATAK, ŞEM-DİNLİ'den daha ileri düzeydedirler. Buralarda yapılacak yoğun bir çalışma ve gerilla faaliyeti ile ŞEMDİNLİ zaten tecrit edilmiş olacaktır. 1991 yılı sonu geldi ama koruculuğu çözemeyen A. ÖCALAN, bu affı 1992 Nevruz'una kadar uzattı.Bu sefer sert tehditler savurdu. Hatta seçtirip Ankara'ya gönderdiği bazı kişileri bölgedeki koruculara göndererek aracılık yapmalarını istedi. Bu muhteremler köy köy dolaşarak korucularından T.C.'nin silahlarını bırakarak APO'nun silahlarını almalarını, APO'nun emrine girmelerini istediler. Bu durum, kimseyi şaşırtmasın! Bunlar, Türkiye'nin utanç verici gerçekleridir. Ne yazık ki, daha çirkin hadiseler de olmaktadır. Fakat, korucular bu muhteremleri de dinlemediler. Bunun üzerine APO, canilerine gerekli işaretleri verdi ve peşpeşe koruculara, çocuklarına, kadınlarına, hayvanlarına karşı katliamlar başladı. Korucular, aile efratlarıyla birlikte toplu katliamlara maruz kaldılar. O Ankara'da keyif çatan sayın bazı kişiler ise; "yok canım, PKK katliam yapmaz, bu iş olsa olsa Kontr-gerillanın işidir" diyerek, dalgalarını geçtiler. Ama atalarımızın bir sözü vardır; "alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste". Zavallı korucuların kanları dökülürken, zevkten dört köşe olan muhteremler; bu dünya size de kalmaz! Masum insanların kanı üzerinde attığınız sevinç çığlıkları, uzun vadede sizlere mutluluk getirmez!
Affın propagandası
İşi daha da sağlama almak için; her korucuya durumuna göre tehdit dolu, yalvarışlar içeren yada yüklü paralar vaad eden mektuplar yazdı. Bu tür mektupları aynı adreslere tekrar tekrar gönderdi. Bir süre sonra arayarak korkutup sindirdiği Ağa, Aşiret reisi, Avukat, Doktor işbirlikçilerini kovdu. O da kafi gelmedi, bazı korucu çocuklarını kaçırdı. Ama korucular bir türlü APO'dan af dilemiyorlardı. Tam tersine; "O eli kanlı katil o masum yavrularımızın, ihtiyar kadınlarımızın kasabı cani gelip bizden af dilemelidir. O soysuz yaratık kendisini ne zannediyor?" diyerek, koruculuğa dört elle sarıldılar. Korucuların sayıları hızla artarak eski sayısını çok çok aştılar. APO denilen cani, bu durum karşısında çıldıracak gibi oluyordu, militanlarına gönderdiği talimatlarında; "Bir avuç çeteyi (koruyucuyu) sindiremediniz, başıma bela ettiniz. Bu gün koruyucuların yüzünden birçok alana giremiyoruz. Korucuların yüzünden yıllardır Şemdinli'nin etrafında dönüp dolanıyoruz. Halbuki; Şemdinli gibi bir yer mücadelemiz için en hayati, en temel bir üs alanı idi", diyordu.