Deli gibi yaşıyordum o zamanlar...
Ve başka türlü yaşamak aklıma gelmiyordu.
Etrafımdakileri hayrete düşüren bir zekânın imtiyazlarından istifade etmekten başka bir şey istemiyordum.
Sevgilime değil, aşka, beni sarsan, serseri yapan, vukuat çıkartan bir aşka âşıktım. İçimde boş durmayı hiç istemeyen, mütemadiyen kımıldayan bir şeytan vardı ve bu şeytan, eskiden beri, iş bulamadığı ve beni mektepten attıracak veya karakolda geceletecek bir vakaya [olaya] sevk edemediği götürmediği] zamanlar hiç olmazsa birisine âşık ederdi.
Ama kime olursa olsun...
Misafir ses çıkarmadan içeri girdi.
"Rahat uykular..." diyerek elini kapıya götürürken durdu, arkadaşına döndü:
"Gel seni bir kere kucaklayayım. Belki bir daha görüşemeyiz!.." dedi.
"Neden? Yarın burada değil misin?"
"Ben erkenden kalkar ve usulca giderim. Evinde kaldığımın duyulması iyi olmaz. Gel, seni öpeyim, bilirsin ki eskiden seni çok severdim..."
Öteki "Şimdi?.." diye sormak cesaretini kendinde bulamadı. Birbirlerini kucakladılar. Öpüştüler. İkisinin de gözleri yaşarmıştı.
Ev sahibi kalktı, ötekinin yanına geldi, elini omuzuna koyarak:
"Anlat!" dedi.
"Sen anlat!"
"Görüyorsun... Normal yollarda yürüdüm ve eh, bir parça bir şeyler oldum!"
"Normal yollarda yürüdüğüne bu kadar emin misin?
"Neden?.. Çalıştım, faydalı oldum ve ilerledim!"
"Yürüyüşünü bilmem. Normal olabilir. Fakat üzerinde yürüdüğün yola bu kadar inanıyor musun? Hele faydalı olduğuna..."