"Şimdi ona baktığımda, nasıl çalındığını bilmediği bir piyano başına oturmuş oğlan çocuğunun, parmaklarını zarifçe tuşlarda gezdirdiğini görüyordum. Şimdi yaralı bir çocuktu ama içindeki acı çoğaldıkça o tuşlara zarifçe dokunmak yerine sertçe basacaktı. Kızdıkça daha sert, sinirlendikçe daha sert, öfkelendikçe çok daha sert... Sonunda piyano çalmayı öğrenecekti ama çalabildiği tek şey acıyla yüklü melodiler olacaktı."
"Hazer Han, zihnimin içine dikilmiş olan rüzgâr güllerine bir nefes bırakmış ve hepsini döndürmeyi başarmıştı. O nefesin içine hapsolmuş gizemli bir fısıltı vardı.
Durmadan şunu tekrarlıyordu:
Bu matem, artık tek kişilik değil."