Eşsiz anlatımıyla hikayelerinde kaybolduğum, samimi, güler yüzlü insan... İstanbul Oyuncak Müzesi’nin kurucusu... Sunay Akın’ın ilk okuduğum kitabıydı.
Sunay Akın, bizi 40 farklı hikaye ile buluşturuyor. Her biri birbirinden eşsiz hikayelerle bizi tarihin, edebiyatın o tozlu ve güzel sayfalarına götürerek bir insan ne kadar iyi yürekli ya da zalim olsa bile mutlaka bir dönem çocuk olduğunu ve oyuncaklarla oynadığını anlatmış bizlere. İster kibrit kutularından bir araba oyuncağı olsun, ister tahta bir atı olsun... Zevkle okunan ve okudukça içinde kaybolacağınız bir kitap.
İyi okumalar...
Kusurun ne olduğunu insanın canını alıp eşyalara zarar vermeyen nötron bombası için İsmail Uyaroğlu’nun yazdığı şiirden öğreniyoruz:
Yalnız bir ufak kusuru
Var bu bombanın
Oyuncağını bırakıyor, çocuğunu götürüyor
O kadar olacak artık, hoş görün
Neye yarar yoksa
Bunca teknik gelişme
Bir çocuğu bile
Öldüremedikten sonra
Baba, her erkek çocuğunun gözünde oyuncak bir attır. Babası erken ölen bir çocuk da, koşu takımlarını giyinmiş bir jokey gibi kalakalır hayatın ortasında...
Yaşantımızın bir döneminde ne bir sevgili, ne bol maaşlı bir iş ne de cennet bizim olsun istiyorduk. Tek beklentimiz, vitrinde gördüğümüz bir oyuncağı ellerimizin arasına almaktı. Montaigne’in dediği gibi, çocukluğumuzda oyunumuz oyun değil, en ciddi uğraşımızdı.