Günlerin monotonluğundan kurtulmak için bir yol bulmuştum. Tıpkı bir şişe meyveli gazoz açıp, baloncukların dışarı kaçmasına izin vermek gibiydi bu. Hayatım daha az sıkıcı geliyordu.
Aramızda garip, hatta anlaşılmaz bir bağ vardı; bir göz kırpmasıyla diğerimizin ne hissettiğini anlayabiliyordu. Bir örümceğin kesilmiş iki bacağının, birbirlerinden ayrı olsalar bile ikisinden birinde hayat olduğu sürece hareket edebilmesi gibi bir durumdu bu.
"Nasılsın Christy iyi misin?" diye yarı şen ve yarı gönül alıcı bir şekilde sordu.
"Evet, evet iyisin, kendini yorma." dedi, yatıştırıcı bir şekilde ben bir şey söylemek için cebelleşirken. Ondan bu sebepten dolayı nerdeyse nefret ettim