Yalnızca Zamanın tek başına nesnel bir anlamı yoktur, çünkü herhangi bir özel kozmik fenomenin parçalarına bölünmesinin sonucu değildir. Ve hiçbir şeyden kaynaklanmaz, ama kendine-yetecek ölçüde bağımsız kalırken her zaman her şeyle birleşir. Bu nedenle, Zaman tüm Evrende ‘İdeal Tek Öznel Olgu' olarak adlandırılabilen ve övülebilen tek şeydir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsan doğası; bizi hayatta, ayakta ve işlevsel kılmak adına geleceğe dair öngörüde bulunma melekelerimizi sürekli aktif tutar. Bir hayali kurmak, onu zihnimizde yaşatmak ve nihayetinde kendi ellerimizle imha etmek suretiyle bir döngüyü tamamlarız. Ancak tamamlanan her döngünün ardından bizi bekleyen tek bir durak vardır: Hayal kırıklığı.
Süreç tekrarlandıkça bu hayal kırıklıkları birikerek döngüyü genişletir ve artık hayal kurma eyleminin ayrılmaz bir parçası haline gelir. Bu noktada durumun farkına varır; hayal kurmanın aslında pek de iyi bir şey olmadığına kanaat getirerek bu eylemden kaçınmaya çalışırız. İşte bu eşik; "yalan dünya" veya "dünyanın kandırmacası" gibi tabirlerin neden doğduğunu kavradığımız yerdir.
Çünkü tam da bu noktada, hayal kurmaktan vazgeçmeyi bir türlü başaramadığımızı fark ederiz. Bu dünyada hayal kırıklığına uğramadan yaşamanın imkânsız olduğunu anlarız. Artık hayal kurar ama umut beslemez, o hayalin yıkılışını sadece izler ve bu tekrarın içinde giderek hissizleşmeye başlarız.
Nihayetinde burası, yol ayrımıdır: Ya bu "kandırılmayı" kabullenip döngüye teslim olursunuz ya da bir ömrü bu ağır farkındalıkla geçirmeyi seçersiniz. Bu seçim, hayatınızın geri kalanındaki akışını belirleyecektir. Teslim olanlarla mücadele edenlerin farkının belirlendiği aşama hayatın kalanındaki huzuru belirler.
Daha fazlasını öğrenmeye uğraşmadan yalnızca Falanca ve Filancanın söyledikleriyle yetinmek, uzun zamandır onlarda kök salmıştır ve artık, yalnızca kendi aktif tefekkürleriyle idrak edebilecekleri hiçbir şeyi öğrenmeye çalışmazlar."
Kendi 'aklıselim düşünceleri' -diğer bir deyişle, yalnızca, kendilerinde hali hazırda depolanmış olan ve farklı nitelikteki her bir lokalizasyonda farklı anlayışlara yol açan verilerle yüzleşmeleri ve bunları değerlendirmeleri sonucunda ulaştıkları kanaatler- ile doğrulayabilecekleri şeyler yerine, herkesin söylediği ve yaptığı her şeye inanıyorlardı.
"Genel olarak, herhangi bir yeni görüş, bu garip yaratıkların varlığında, ancak Bay Filanca, birinden veya bir şeyden belirli bir şekilde söz ettiğinde kristalleşir. Sonra eğer Bay Falanca da aynı şeyi söylüyorsa, dinleyici durumun tam olarak böyle olduğuna ve başka türlü olamayacağına kesinlikle ikna olmuştur.