Sitemli Kübrick

Sitemli Kübrick
@aegean97
ENTJ Letterboxd: boxd.it/53fNz “Ne çok gülmüşümdür, keskin pençeleri olmadığı için kendini iyi zanneden zayıflara.”
Hayata dair beklentiyi azaltmak dışında hiçbir çözüm göremiyorum. Her yükseliş bir çakılış getirdi.
İnsan ve Hayat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Carl Gustav Jung’un ünlü “Ben Tanrı’ya inanmıyorum, O’nu biliyorum,” sözüyle aktarmaya çalıştığı şey, Jacques Lacan’ın “Gerçek” kavramı üzerinden okunduğunda son derece anlaşılır bir hal alıyor. Lacan’a göre insanın (simbolik düzenden önce) karşılaştığı ve anlamlandıramadığı o saf olguyu, zamanla dil ve kültür düzeni içinde kavranan "Gerçek" boyutuyla ele aldığımızda; Jung’un “biliyorum” ifadesinin, aslında öznenin dünyadaki o ham "Gerçek" ile doğrudan temas etmesi (onu kucaklaması) anlamına geldiğini düşünmeye başladım.
Felsefe
Aidiyetsizlik
Yaşanan ömrün hiçbir kısmına dahil olamamanın zorluğu, bir kayayı kaldıramamaktan oldukça farklıdır. Bir kas grubunu değerlendirmek ile "sosyal bir hayvan" olma sanrısı çekmek tamamen farklı sorunlardır. Bu sorundan ötürü tin ve beden aynı yerde bulunuyor olsa bile aynı dertleri paylaşmaz ve yine bu sebepten aynı dermanlara sahip olamazlar. Köyünden ayrılan bir daha dönemiyor köyüne; lakin kolunu kaldırmayı bir süre başaramayan kişi sadece kas kaybediyor. Kaybedilen kas geri kazanılabilirken (çoğu zaman), kaybedilen toplumsal aidiyet hiçbir zaman geri gelmiyor. Uzaklaşmak; ucubeleşme, özgünleşme, hatta toplumsal bir dismorfi yaratıyor. Günün sonunda "Ben tekrar köyümün insanıyım," diyen biri, kendisi gibi köyüne dönenlerle bile artık eklemlenemiyor. Peki çözüm nedir? “Ya köyünden hiç ayrılma ya da köyüne hiç dönme…” fikri de hayatın olağan akışıyla tutarlı bir çözüm getirmez. İnsan yalnızsa yalnızdır, hiçbir yere ait değilse de köyüne mezarı artık yapılamayacaktır.
İnsan ve Hayat
Dönüp dolaşıp uğradığım kitap…
Hep ama hep aynı şeyi yaptım, sevgi aradım, sevgi istedim. Tatminsiz, doyumsuz, isterik bir şekilde, en çok sevgiye ihtiyaç duydum.
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya, ikincisinde daha çok hata yapardım, kusursuz olmaya çalışmaz sırtüstü yatardım. Neşeli olurdum ilkimde olmadığım kadar. Çok az şeyi ciddiyetle yapardım. Temizlik sorun bile olmazdı. Daha çok riske girerdim. Seyahat ederdim daha fazla. Daha çok güneş doğuşu izler, daha çok dağa tırmanırdım. Daha çok nehirde yüzerdim. Görmediğim bir çok yere giderdim. Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye... Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine. Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardanım ben. Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu. Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten. Anlar. Sadece anlar. Siz de anı yaşayın. Hiçbir yere yanımda termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan. Gitmeyen insanlardanım ben. Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım. Eğer yeniden başlayabilseydim... Pabuçlarımı fırlatır atardım. Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla. Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşim tadına varır, çocuklarla oynardım. Bir şansım olsaydı eğer... Ama işte 85’imdeyim ve biliyorum..... ÖLÜYORUM..... Jorge Luis Borges
İnsan ve Hayat