İnsan yalnız yaşayınca, anlatmanın bile ne olduğunu unutuyor. İnandırıcılık da dostlarla birlikte ortadan kayboluyor. Olaylar da öyle. İnsan onlara da aldırmaz oluyor: Bir bakıyorsunuz konuşan insanlar beliriyor, bir bakıyorsunuz çekip gidiyorlar. Başını sonunu duymadığınız hikayelere dalıyorsunuz. Duyduğunuzu anlatın deseler, kötü tanıklık edersiniz. Ama buna karşılık kafelerde anlatılamayacak ve inanılmayacak ne varsa onu da görüyor insan.
Değişen benim sanıyorum. En kolay çözüm yolu bu. En tatsızı da bu. Bu ani dönüşümlere maruz kaldığımı kabul etmek zorundayım. Sık sık düşünen biri olmadığımdan, farkına varmaksızın, içinde bir yığın ufacık başkalaşım birikir ve sonra günün birinde gerçek bir devrim ortaya çıkar. Hayatıma tutarsız, çelişkili bir görünüm veren de budur.
Olayları günü gününe yazmak daha iyi olacak. Açıkça kavramak için bir günce tutmalı. Önemsiz gibi görünseler de küçük ayrıntıları, olayları kaçırmamalı, özellikle hepsini sınıflamalı. Şu masayı, sokağı, insanları, tütün paketlerimi nasıl gördüğümü anlatmalıyım, çünkü değişen bu. Bu değişimin alanını ve özünü iyice belirlemeliyim.