Gülümsedi bana. Ama, ne gülümseyiş! Şimdi bile görür gibi oluyorum. Biliyorum ki bu gülümseyiş yüce bir ruhun, gerçek bir yiğitliğin belirtisiydi, onun o ince yüzündeki güçlü çizgileri, o çukura batmış mavi gözlerini bir melek yüzü gibi aydınlatmıştı.
Balinayı öldürmek zorundaydık. İnsanoğlunun sevinçli düğünlerine, bayramlarına ışık salması için; kimse kimsenin kılına dokunmamalı diye vaizler verilen görkemli kiliselerin aydınlanması için, öldürmek zorundaydık onu.
Ey koca dünya! Ey insanoğlu! Ne anlatılmaz benzerliklerle birbirinize bağlısınız! Dünyada yaşayan, kımıldayan en küçük atomun bile, insan ruhunda tıpatıp bir eşi var.
Yaşam dediğimiz bu acayip, bu karmakarışık işle, öyle garip anlar olur ki, insan şu koca evreni büyük bir şaka olarak görür. Bu şakayı pek anlamasa bile, kendisiyle alay edildiği kuşkusuna düşer.