Şimdi anlıyorum edebiyat öğretmenimin ilk dersinde neden bu cümleleri tahtaya yazdığını:
Cahilsin; okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.
Şu nasıl bir hazineyi elinde tuttuğunun farkında olmayan, elindeki cevheri bir bir çöpe atan hocalara(!) vakti gelmedi mi anlatmak elindekilerin taş değil altın olduğunu?
Şiddet hiçbir canlıya, hiçbir yaşdaki insana yapılmamalı elbet. Ama Kur'an öğrenmek için senin dizinin dibine oturan çocuğa yapmak akıldan bile geçirilmemeli. Hadi diyelim karşındaki yaşından dolayı önemsemedin, hâkir gördün. Ya kendini? Sen orada Peygamber mesleği yapıyorsun be adam. Ki öğrettiklerin alelade bir kitap değil, alelade birinin sözleri de değil.
Ve sadece fiziksel şiddetten bahsetmiyorum. Duygusal şiddette mevcut ne yazık ki. Kardeşim de ortaokula gidiyor aynı zamanda okul çıkışı da hafızlığa gidiyordu. İlk hocası daha şevkle gitmesini, sevmesini sağlarken daha sonra gelen ise bırakmasına sebebiyet verdi.
Ve sanıyorum ki Hz. Ali'nin "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum." dediği de bu gibiler değil.
Ne oldu ve neden bu hâldeyiz bilmiyorum. Evet, ne yazık ki zor bir çağdayız. Ama bu çağ bizi olduğu kadar çocukları da zorluyor. Ben de bir öğretmen adayıyım. Rabb'imden en büyük duam, öğrencilerimin geriye dönüp baktıklarında kalplerinde bir huzursuzluk hissi olmaması. Hakkıyla yapamamaktan çok korkuyorum.
Rabb'im iyi hâllerimizi çoğaltsın. Kalplerimize merhamet, sevgi, şefkat versin. Rızasına uymayan işler yapmaktan bizleri muhafaza buyursun. Hatalarımızı anlamayı, af dilenmeyi nasip etsin.