Dışarıda yaşayanlar için hayat rutin olmaktan çok uzaktır.
Yağmur yağdığında kuşlar uçamaz. Artık hiçbir şey duymak istemiyormuşçasına bir ağacın dibine saklanır ya da yaprak yığınına sığınırlar.
Ekrana takılıp kalan biziz. Bazen “sizin oralarda hava nasıl“ diye sorarlar da ancak o zaman pencereden dışarı bakarız.
Kuşlardan alınacak ders: heyecanlar ve öngörülmeyen olaylar bakımından daha zengin bir yaşam için doğayla yeniden irtibat kurmak!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kuşların tüy değiştirme dönemine eklips tüy dönemi denir. Dökülen bazı asli türlerin yeniden çıkmasını beklerken kuşun kendini biraz paranteze aldığı bu dönemi ifade etmek için ne hoş bir tabir. Kuş kırılgan olduğunu bilir, ölçülü hareket eder, hiçbir önemli işe girişmez. Sabreder. Tekrar bütün gücünü toplamak, tüm güzelliğine yeniden kavuşmak için yenilenmenin gerçekleşmesini bekler.
Bazen biz de böyle yapmalıyız.
Bir yas sürecindeyken “Hayat devam ediyor” sözünü defalarca duymuşuzdur. Bir aşk acısından sonra “Biri gider, biri gelir” dendiğini, yoldaşımız olan bir hayvanı kaybetmemizin ardından “Sonuçta sadece bir hayvandı” lafını peki? Sanki geri çekilmeye acı çekmeye tam hakkımız yokmuş gibi. Ama hayır, yas tuttuktan sonra hayat aynı şekilde devam etmez. Hayır yitip giden aşk geri gelmez. Yaşam başka mutluluklar başka karşılaşmalar getirir elbette ama kaybın derinliğini kabul etmemekte neyin nesi? ?rtık kimse bize vakit tanımıyor, acının iyileşmesi için gereken uzun zamanı zorunlu tüy değiştirme zamanını bahşetmiyor.
Öyleyse yaşarken kanatları sık sık kırılan bizlerin uçmayı bilmememizde şaşılacak ne var? Hele ki onları kendi kendimize kırıyorsak…
Hayatımızın küçük ve büyük anlarında tüy dökmeye, tutulma dönemlerine izin verelim. O zaman daha güçlü, daha güzel geri döneriz kuşlar gibi hafif.