“Herhangi bir şeyi bilebilir miyiz?” Epistemolojiyi oluşturan soru, bu sorudur. “Eğer bu mümkünse ne tür şeyleri bilebiliriz?” ve “ Bunları nasıl bilebiliriz?” Epistemolojinin temel sorularıdır. Peki gerçekten herhangi bir şeyi bilebilir miyiz? Bu sorunun cevabı oldukça açıktır. Elbette bir şeyleri bilebiliriz. Alan Musgrave bir şey bilemeyeceğimizi düşünmenin çok saçma olduğunu düşünür. Bir çita kadar hızlı koşamayız ama ondan daha hızlı gidebileceğimiz arabalar yaparız. Bir kuş gibi uçamayız ama ondan daha hızlı uçabileceğimiz uçaklar yaparız. Bir hayvanın kürkü gibi bizi soğuktan koruyacak bir kürkümüz yok belki ama bunun için gerekli ve yeterli malzemeler üretiriz. Dünyaya geldiğimizde doğaya karşı oldukça savunmasızızdır. Fakat bizi diğer hayvanlardan ayıran şey bilme yetimizdir, bilgiyi işleyebiliyor oluşumuzdur. Bilgi gücümüzdür. Felsefe tarihinden günümüze kadar ki süreçte sonraki sorulara cevap aranmıştır. Doğru bilginin mümkün olmayacağını savunan skeptikler ve bilginin mümkün olduğunu savunan dogmacılar arasında devam eden bu tartışma soruları ve cevapları, bilgiyi ve bilimi günümüzdeki haline kavuşturmuştur. Nihayetinde, elbette bir şeyleri bilebiliriz fakat nasıl bildiğimizle ilgili çizilen sınırların ne kadar doğru olduğuyla ilgili bir tartışma içerisindedir Feyerabend. İnsan yapısı gereği kozmos eğilimlidir. Bir düzen bulmaya çalışır. Bu düzen içerisinde kendisini ve evreni anlamlandırmayı amaçlar. İnsanın bu kozmos eğilimi, bilme isteği ne yazık ki tam manasıyla bir kuşkuculuğa sahip olmasına olanak tanımaz. Yine felsefe tarihine baktığımızda gerçek anlamda (Pyrrhon) kuşkucu filozof örneğine çok da rastlanmaz. Temeline baktığımızda da kendisiyle çelişen bir öğretidir. Fakat yine tarihe baktığımızda hiçbir kuşkucu, kendisiyle aynı fikirde olmadığı için