“Çünkü o yaşlardayken bize kırk yaşındakiler bile çok yaşlı görünürdü. Birisi altmış yaşında ölünce -şu anda altmışbir yaşımdayım- çok bile yaşamış gibi bir duyguyla kapılırdık. Çocuk acımasızlığıyla, elli-altmış yaşı, kendimiz için varılamayacak denli çoook uzaklarda sanıyorduk.”
“Gerçek düşman tanınmayınca, araçları, renkleri, simgeleri düşman sandık. Oysa balığın düşmanı, yem takılı olta iğnesi değil, oltayı tutan balıkçıdır.”
“Çok içlendiğim zamanlar oluyordu. Bu içliliğin, bu aşırı duygusallığın belli bir nedeni de yoktu. Hatta nedenini bilemediğim bu aşırı duygusallık ve içliliğimin, arkadaşlarıma bir üstünlüğüm olduğunu bile sanıyordum.”