• Koç - sivas,Şırnak, izmir,Hakkari, Afyon

     Boğa - Siirt,eskişehir,malatya,bitlis

    Yengeç -batman,Erzurum,istanbul,çorum

     Oğlak- antep,rize,bursa,ankara,ağrı

    Balık - Bingöl,istanbul,çanakkale,konya

     Kova -  Kars,adana,bolu,mardin

     Aslan -Diyarbakır,manisa,denizli,sinop

     İkizler - tokat,yozgat,mersin,muş

    Başak - Dersim,edirne,hatay,balıkkesir

    Terazi-kayseri,Adıyaman,kütahya,ısparta,

    Akrep - Urfa,karaman,osmaniye,afyon

    Yay - Van,antalya,paris,newyork, tokyo vs........
  • ''din, avrupa için bir afyondur, bütün ideolojiler gibi. avrupa'nın tarihi, bir sınıf kavgası tarihidir. osmanlı için şuurdur din, tesanüttür, sevgidir. osmanlı toplumu insan haysiyetine ve inanç birliğine dayanır.''
  • Uyuşturucu maddeleri bulmak zor değildi. Her eczanede ve hatta bazı kitapçılarda yok pahasına satılıyordu. Lirik Baladlar kitabıyla birlikte yarım litre afyon ruhu (alkolde çözündürülen ve ağrı kesici olarak kullanılan morfin) almak mümkündü.
    John Sutherland
    Sayfa 139 - Alfa Yayınları
  • Öykü Otobüsü: #32743786
    İçen biri değilim normalde tabi içtiğim zaman da benden ağır içen olmazdı parmaklarım kararana kadar içerdim, yaktım afyon aromalı sigaramı ana sütü gibi geçmiyordu boğazımdan boğuluyordum her nefeste ama içmeliydim işte, annemin ölümünü unutturmasada hiç bir afyon, biraz olsun yatışabiliyordum, sabah aç karnına başım dönüyordu ve her sabah birbirinden farklı katedrallere girmek zorundaydım korunmak için, yoksa beni de mi öldürürler ölüm umrumda değil, bir babam var ve onun için yaşamalıyım, bu fikirler beni öldürecek.. Katedrale giren birisi de sayılmam zaten özel günler haricinde... Bulunduğum ortam gitgide afyondan sonra canlılık kazanıyordu, oradaki renksiz taş heykelleri  Sistina şapeli  kadar da renkli görüyordum kalabalığın ötesindeydim belki kalabalık bile değil ama öyle sanıyordum. Şikayetçi değildim memnundum batan  bir tekne olmaktan, çanlar bile susmuştu kim bilir ...

    Herkes dışarı doğru yayılıyordu kaos kaplamıştı dört bir yanı insanlara çarpmadan geçmek güçtü bir şekilde çıktım oradan, artık nefes alabiliyordum.. İsteksizce adımlar atıyor başım çatlasada adımlarımı güçlendirebiliyordum önden yürümeye koyuldum, ayak topuklarım git gide yanıyordu, hayatım tehlikede dikkat çekmemek için de özel araç kullanamıyordum yoluma devam ettim zorda olsa sonunda eve varmıştım, eve girmeden önce o yorgunlukla posta kutusunu kontrol ettim, kimseden bir posta gelmemişti ne yazık ki. Evin kapısını açtım ve içeri girdim. Ayakkabılarımı bir an önce çıkardım rahat kadife pabuçlarımı giyindim annem bir Türk olduğu için evin temizliğine önem verirdi ayakkabılarımı her zaman çıkarttırırdı onu kırmazdım hiç babam gibi.....

    Paltomu askılığa astım üstüne kravatımı da aralayım derken dışardan bir ses geldi kapıyı kapatmadığım için hemen duymuştum ve karşımda aile dostu olan postacımız duruyordu. Merhaba Maria hanım diye seslendi bana, hertarafı kolaçan etmeye üşendim zaten aile dostumuz etrafı kontrol etmeyi de ihmal etmemiştir diye düşündüm,  ben de ona merhaba bay De Luca dedim gerçek soyadı ile hitap etmezdik Rus asıllıydı bay De Luca bu sırları aile dışında da kimse ile paylaşmazdık tıpkı annemin Türk olmasi gibi bir sır, gülümsedim ve bana mektubu verdi başımı sallayarak tekrar eve girdim kapıyı kapatmadan önce sağ solu gözetledim sineklerden ve kenardaki sarmaşıklardan başka hiç bir şey yoktu, kapıyı yavaşça örttüm ve kilitledim.

    Hemen evin ikinci katına çıktım evim bile diyemiyorum 4 günde 1 ev değiştirmek zorunda kaldığım için evde kendime has olan kokum bile sinmemişti ki evim diyebileyim.. Ne kokuyor diye merak edenler olabilir tabi hafif rutubet kokuyordu Sicilya'da bütün evler böyle değilmidir zaten..!

    Zarfı bir an önce açmak istedim babamdan geldiğine emindim çünkü pulların kenarına dikkatlice bakıldığı zaman Romano simgesi olan R harfi vardı.. Onu çok özlemiştim fakat aynı zamanda ona kızgındım sertçe açtım zarfı neyse ki içindeki mektuba zarar gelmedi ..

    Sicilya lehçesi ile karışık Sezar şifreli bir mektuptu bu, tabi okumak eskisi kadar zamanımı almıyor...
    Bu tarz ben ve babama ait aileden sadece ikimize..

    ..Cenneti Türkiye'de bulacaksın güzel kızım Sicilya artık senin için bir cehennem gece hazırlan gidiyorsun saat 20:00'da hazır ol havaalanı otobüsüne bin her 30 dakikada bir geçer, David orada olacak 21:00 uçakla Palermo'dan herşey planlanmış. Seni görmeye uzun bir zaman gelemeyeceğim ama orada annenin topraklarında güvendesin. Türkiye'de sana yardımcı olmak için de en uygun kişiyi seçtim. Düşmanlarımızı sömürmeden bize rahat yok, seni seviyorum minik Mariam, ve güvende olman için herşeye, sensizliğe bile katlanırım...

    Mektup kim bilir ne kadar hızlı yazıldı diye düşündüm, Sicilya'dan ayrılma fikri biraz bunaltsa da annemin topraklarına gitmek beni rahatlatacaktı, bir takım kaygılarım oluştu beynimde fakat bunu yapmalıydım, başka bir çarem yoktu, zarfın içindeki sahte pasaportları çıkardım .. Hemen hazırlandım 15 dakikadan daha erken bir süre bu. Nede olsa çok mekan değiştiriyordum valizime siyah ne bulabildiysem tıkıştırdım ve gerekli olan malzemeleri aldım nakit para ve sahte pasaportum da hazırdı, fotoğrafları bırakmak zorundaydım tek bir aile fotoğrafı hariç bütün hepsini bıraktım. Enerjimin yerine gelmesi için yiyecek birşeyler atıştırdım duşumu aldım sıcak ve soğuk arası şoklanmış spagetti gibi hissediyordum, saçlarımı kuruladım dikkat çekmeyen sıradan kıyafetlerimi de giyindim.

    ...Sonunda havaalanına varmıştım Davide bana eşlik etti onu tekrar aileden biri gibi görebiliyordum ama eskisi kadar değil, bana zarif göründüğümü söyledi.. bu kıyafetlerle mi diye gülümsedim.. Tabi oda gülümseyerek bu kıyafetlerle bile dedi, beraber güzel anılarımızı hatırlayıp güldük.. saat 21:00 gösteriyordu onu özleyeceğimi fark ettim .. bana bineceğim otobüste karşılaşacağım kadının ismini verdi molada görüşmemizin daha güvenli olduğunu da ekledi o beni bulacakmış, tamam demekten başka bir çarem yoktu teşekkür ettim yardımları için ve onu özleyeceğimi söyledim sonuçta uzun bir zaman göremeyeceğimi biliyordum, ne onu, ne babamı, nede Sicilya'yı.. Gün geçtikçe dahada özleyecektim onları tıpkı annemi özlediğim gibi, fakat annemi geri getirmezki hiç bir şey gözlerim biraz dolmuş gibi oldu sarıldı bana ve inan dedi inan ki ben de seni çok özleyeceğim...!

     6 saat sonra İstanbul'a vardım, hiç bir şey düşünecek halim yoktu, annemin öğrettigi Türkçe ile büyük bir rahatlıkla sınırı geçmiştim ilk defa geliyordum bu topraklara annemin doğup büyüdüğü bu kutsal topraklarda içim biraz olsa huzurla doldu...

    Hemen bir taksi çağırdım gideceğim otobüs durağına beni bıraktı otobüs zaten oradaydı adamlar garip bir uyumla bağrıyordu  şaşkın değildim ama en az onlar kadar yorgun, beni otobüsüme doğru yönlendirdiler  valizlerim yerini buldu ve kapı açıldı evet sistina şapeliden daha renkli bir şey varsa kesin bu halılardı ilginç geldi gözüme, üstelik halüsinasyon etkisi bile değil. Gözlerim Asrın hanımı aradı onun hakkında hiç bir şey bilmiyordum ama içeri fazla yoğundu bir kadına gözlerim çarptı belki o olabilirdi, tabi yanımdaki 3 numarada oturan hanımefendi de olabilir , yada tamamen bir başkası hiç bir fikrim yok 4 numaraya yerleştim sabırla..

    Yanımda oturan hanımefendiye nasıl bakmışsam bana gülümsemeye başladı belki oydu ben de gülümsedim ama kesin o olmama ihtimali de var yorgunluktan bunu düşünmekte pek istemedim. Daha sonrasında uykuya daldım karmaşık rüyalarım birbirini kovaladı.. Hiç bir şey yolunda değilken orada herşey yolundaydı annem hayatta babam en azından mutlu, Davide ile beraber olmamda da hiç bir sakınca yoktu derken ne alırsınız hanım efendi diyen bir sesle uyandım derin değildi uykum hemen gözlerimi açıp çay içmek istediğimi söyledim bardağı uzattı, mersi dedim ama çok sıcaktı bardak ellerim yandı hafif, hemen masaya koydum ve bir yudum aldım dilim uyuşmuş gibi oldu ve sonunda molaya yarım saat diye bir anons yapıldı, midemde heycan kıvılcımlarıyla bekliyordum!

    Devamı Gelecektir..!


     
  • İki sanırsam üç aydır iyi bir hatırat toplayıcı oldum. Bu hatırat hoşuma giden ve gerçekten dönemi yansıtan iki hatıratın tek bir kitap haline getirilmiş hali. İkisi de aynı dönemde aynı zamanda yazılmış. Biri cephede asker (Cevdet Çaldağ) diğeri idari kısımda (İbrahim Ethem Tuncel) . İlk hatıratımız Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Çaldağ tepesi muharebesinde yararlanan ve gazi olan Cevdet Bey'e ait. Soyadını da Çaldağ diyerek almış zaten. Kurtuluş mücadelesini çok renkli anlatıyor. Yaralandıktan sonra ise bir kısım var ki hakikatten biz sadece İngiliz destekli Yunan ile değil içimizde beslediğimiz bizden saydığımız azınlıkların ihanetlerine şahit oluyoruz . İkinci hatırat yine Afyon dolaylarının Yunan tarafından işgali sırasında vali olan ve bu görevini o anda da daha sonrada sürdüren İbrahim Ethem Bey'e ait. Bu kişide yönetici olarak nasıl mücadele verdiğini gayet net anlatıyor. Telgrafın bu dönemde yüzüne bakılmıyor fakat o dönemde ne kadar mühim olduğunu öyle güzel anlatmış ki... Okunmasını kesinlikle tavsiye ediyorum. Akademik kitapların anlatımında boğuluyorum anlayamıyorum diyenler için hatıratlar bir hazinedir. Ama gidişatı doğru olan ve elden geldikçe tarafsız yazılan hatıralar daha da değerlidir.
  • Müzik çalışırken dinlenen, yatarken de damara enjekte edilen bir çeşit afyondur.