Sonra gene biliyordu ki, harama uçkur çözer, denk getirdi mi çalar çırpar, esrar, afyon, eroin satar, kullanırdı ama, dinine Allahına da bağlıydı. Kahvesinde Allaha küfredildiği zamanki öfkesi, gözlerinin önünde karısına sataşıldığı zaman duyacağı öfkeden aşağı olmazdı.
Şah İsmail’e harp ilanı namesi çok ağır bir lisanla yazılmış ve yakalanan bir İranlı casusla gönderilmişti. Şah verdiği cevapta harbe hazır olduğunu, fakat harp sebebinin ne olduğunu anlayamadığını bildirdi ve “ Herhalde afyonsuz kalmış esrarkeş katipler yazmış, keyif tazelemeleri için gönderiyorum” diyerek namesiyle beraber bir kase afyon macunu gönderdi.
Bıraktı kendini. Soyunup dökünmeye, yıkanmaya gücü yoktu. Uzandı, raftan bir kitap aldı. Yararı olur böyle durumlarda. Bir şeyler okursun. Dalar gidersin. Her şeyi unutursun çoğu kez. “Sadece okumaya yarıyorsa kitaptan iyi afyon yok!..”
1864'te Izmir'in ihracatı İstanbul'un yirmi, Suriye Limanları İskenderun, Yafa ve Beyrut'tan iki kat fazla idi. İhraç edilen kalemler kökboya, kuru meyve, afyon, palamut, tütün, halı, sünger ve zeytinyağı ağırlıklı idi. 1841 yılında ihracatın%41'i İngiltere'ye, %27'si Fransa'ya, daha sonra ise Avusturya'ya yapılmıştır. 1851'de ise%48'i İngiltere'ye, %21'i Avusturya ve %12'si Fransa'ya idi.
Batının mimarı olduğu her kuruluş gibi, UNESCO da deniz kızına benzer; muhteşem bir baş altında sefil bir kuyruk.
Avrupanın binbir aldatmacasından biri, bir çeşit afyon.
Asya ike Afrikayı terbiyeli bir sirk hayvanı haline getirmek, kurdun dişlerini törpülemek ve köpekleştirmek.