Ölümün rüya defteri
Puan vermedi·88 syf.··
2026 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 20:31
Bu kitabı bitirdiğimde hikâyeyi değil, ateşler içinde gördüğüm bir rüyayı hatırlıyor gibiydim. Sanki birisi kafatasımı açmış ve içine birkaç avuç karanlık, biraz afyon dumanı ve çocukluğumdan kalma açıklayamadığım bir korku bırakmıştı. Sadık Hidayet’in anlattığı dünya mantıksız değil; mantığın fazla uzun süre yalnız bırakılmış hâli. Roman boyunca ölüm, arzu ve yalnızlık aynı masaya oturuyor. Üstelik birbirleriyle konuşmuyorlar. Sadece bakışıyorlar. İnsan bir süre sonra anlatıcının mı delirdiğini, yoksa akıl denilen şeyin zaten toplu bir halüsinasyon olup olmadığını düşünmeye başlıyor. Bazı sayfalarda kendimi anlatıcıya çok yakın hissettim. Bu rahatsız ediciydi. Çünkü onun zihni bir ev değil; duvarları nefes alan, koridorlarında gölgelerin dolaştığı terk edilmiş bir kuyu gibi. Kör Baykuş bana insanın bazen kendi hayatında bile figüran olabileceğini düşündürdü. Bazen aynaya bakıyoruz ve yüzümüzü görüyoruz. Bazen de ayna bize bakıyor. Bu kitap karanlık değil. Karanlığın gördüğü rüya. Bitirdiğimde içimde garip bir his kaldı. Sanki yıllardır omzumda oturan bir baykuş vardı da ben onu ilk kez fark etmiştim.
1000Kitap
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
Puan vermedi·175 syf.··
2026 7. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 14:37
Reşad Ekrem Koçu’nun Haşmetli Yosmalar kitabının ilk baskısı “Taçlı Fahişeler” olarak basılmıştır. İkinci baskısını yazarın oğlu Mehmet Koçu yayınlamak istemiştir. Reşad Ekrem, metni tekrar gözden geçirip kitabın ismini Haşmetli Yosmalar olarak değiştirmiştir. Oğlu Mehmet Koçu’ ya telif haklarını vererek yayınlatmıştır. Kitabın ilk kısmı; sadece Osmanlı ile sınırlı kalmayıp dünya tarihine yön vermiş, dönemlerinin “aşk kadını” veya “iktidar odağı” olarak kabul edilen kadınların portresini çiziyor. Kitabın ikinci kısmı; Osmanlı’da gündelik hayatın ve devlet otoritesinin sınırlarını görmek adına sosyolojik olarak etkili bir kısımdır. Tütün, kahve,afyon ve içki yasakları detaylandırılıyor. Bunun yanında bazı ilginç ve absürt yasakları da bu kitapta okuyoruz. Değerlendirme Devletin toplum düzenini koruma kaygısının ne boyutlara ulaştığını görüyoruz. Kitap, sıkı bir akademik kaynak arayanları tatmin etmeyebilir. Amacı daha ziyade, insan unsurunu ve garipliklerini ön plana çıkarmaktır. Tarihin sadece padişahlardan ve fetihlerden ibaret olmadığını; tutkuların ve tuhaf yasakların da olduğunu görmek için okunabilir.
Haşmetli Yosmalar Osmanlı Tarihinde YasaklarReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 2017133 okunma
Reklam
Puan vermedi
Dorian Gray'in Portresi Oscar Wilde Kitabı okurken kendime şu can alıcı soruyu sormadan edemedim: Kusurlar cidden kötü müdür? Hayatta yaşadıkça, her köşe başında mutlak güzelliği ve kusursuz yakışıklılığı gördükçe, içsel bir yanılgıya düşüyoruz: Kusursuz olanın her zaman hayranlık uyandıracağını sanıyoruz. Oysa Dorian’ın hikayesi bana bunun tam tersini fısıldadı. Dorian, dışarıdan bakıldığında tek bir lekesi bile olmayan, adeta mermerden yontulmuş bir heykel gibi kusursuzdur; fakat bu kusursuzluk ona gerçek bir sevgi ya da kalıcı bir hayranlık getirmez, sadece buz gibi bir şehvet ve haset uyandırır. Lord Henry’nin romanda güzelliğe dair kurduğu şu tehlikeli cümle, aslında modern dünyanın da en büyük yalanıdır: "Güzellik, dehanın bir biçimidir; hatta dehadan da üstündür, çünkü açıklanmaya ihtiyacı yoktur." Ben bu satırları okurken, Wilde'ın aslında tam tersini anlatmak istediğini fark ettim. Güzellik açıklanmaya ihtiyaç duymaz belki ama tek başına derinleşmeye de izin vermez. İnsanlar Dorian’a hayran kalıyordu, evet, ama hayran kaldıkları şey bir insan değil, plastik bir "nesneydi". Kusursuzluk, Dorian’ı insan olmaktan çıkarıp bir vitrin mankenine dönüştürmüştü.İşte bu noktada kusurların gerçek değerini anladım: "Kusurlar, bizi insan yapan yegane şeydir." Yaşanmışlıklar, yüzümüzdeki çizgiler, gözlerimizin kenarındaki kırışıklıklar veya ruhumuzdaki yaralar, bizim bu hayatta gerçekten "var olduğumuzun", savaştığımızın, sevdiğimizin ve acı çektiğimizin kanıtıdır. Kusursuz olan bir şeyde yaşanmışlık yoktur. Dorian, portreye her baktığında kendi kusurlarından, yani insanlığından kaçıyordu. O kusurlarını tuvale hapsettikçe, etrafındaki insanlar ona hayran olmaya devam etti ama o hayranlık Dorian’ın içindeki devasa boşluğu hiç dolduramadı. Çünkü insan, kusursuz bir robota hayran olabilir ama
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899bin okunma
Puan vermedi·95 syf.··
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 00:00
Kitabı bitirdiğimde odadaki ışığı açmaya korktum; sanki kitabın o simsiyah, o zehirli dumanı sayfaların arasından sızıp bütün odamı, bütün hayatımı kaplamış gibiydi. Bu kitap beni öyle tekinsiz, öyle karanlık bir labirentin içine fırlattı ki, okurken ruhumun parça parça çürüdüğünü, o odadaki afyon kokusunu ciğerlerimde hissettim. O yalnız mezar kazıcısının, o gölgeyle konuşan adamın sayıklamalarını okurken içimde feci bir ürperti belirdi. Yazarın "Hayatta öyle yaralar vardır ki, afyon gibi ruhu yavaş yavaş kemirir, kemirir" deyişi, benim de içimde kimseye gösteremediğim, zaman zaman beni de içten içe tüketen o eski yaralarımı kanattı. Kitaptaki o oda, o küçük pencere ve dışarıdaki o hep aynı olan korkunç dünya, aslında modern insanın kendi zihnine hapsoluşunun, o korkunç yalnızlığının ta kendisiydi. Beni asıl darmadağın eden ve nefesimi kesen şey, anlatıcının o lale kurusu gözlü kadına, o hem kutsal hem de fahişe olan hayale duyduğu o hastalıklı, o ölümcül tutku oldu. Sevginin bittiği, yerini nefrete ve cinayete bıraktığı o anlarda, insanın kendi içindeki o karanlık canavarla yüzleşmesi öyle ağırdı ki, kitabı elimden bırakmak istedim ama o büyüye kapılıp bırakamadım. O her şeyin birbirini tekrar ettiği, geçmişle geleceğin birbirine karıştığı o kabus meğer benim de kabusummuş. Kapağı kapattığımda, duvardaki kendi gölgeme bakıp irkildim; sanki ben de o kör baykuş gibi kendi gölgeme bir şeyler fısıldamak zorundaymışım gibi hissettim. Kör Baykuş benim için sadece bir roman değil; insanın deliliğin sınırında gezinirken yazdığı ömürlük bir intihar mektubu, ruhun o en karanlık, en dipsiz kuyusundan yükselen ve insanı iliklerine kadar sarsan musibet bir çığlıktır.
Alıntı
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
10/10
·616 syf.··
Beğendi
·
2026 66. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 12:54
AYTAŞI-WILKIE COLLİNS,601 sayfa Gizem ve dedektif romanlarının öncüsü kabul edilen İngiliz romancı Wilkie Collins ‘in Beyazlı Kadın romanından sonra okuduğum ikinci kitabı Aytaşı konu itibariyle tamamen kurmaca olmasına rağmen gerçek hayatta yaşanmış bazı olaylardan, ünlü davalardan ve gerçek elmasların hikayelerinden çokça ilham alarak yazmış olduğu sürükleyici,akıcı ve yeri geldiğinde espirili bir dille yazılmış,okunması gereken kitaplardan. Kitap , Hindistan’da bir tapınaktan çalınan Aytaşı denilen muhteşem bir elmasın ikinci defa çalınmasını ve bu hırsızlıkla beraber bir cinayeti de konu edinir. Hindistan'daki bir tapınaktan çalınan paha biçilmez kutsal bir elmasın (Aytaşı), Viktorya dönemi İngiltere'sinde genç bir kadına miras kalmasıyla gelişen esrarengiz hırsızlık olayını ve ardındaki sır perdesini anlatır. 1868 yılında yayımlanan bu eser, mektup ve günlük formatında yazılmış ilk modern İngiliz dedektif romanlarından biri kabul edilir. Kitabın arka planındaki sömürgecilik dönemi ve Hindistan temaları tarihsel gerçeklik taşısa da, olay örgüsü ve karakterler tamamen yazarın hayal ürünüdür. Hikaye, Hindistan'daki kutsal bir tapınaktan çalınan ve dini bir öneme sahip olan muazzam bir sarı elmasın (Aytaşı) etrafında döner. Bu lanetli mücevher, Leydi Rachel Verinder’a 18. yaş gününde amcası tarafından miras bırakılır. Ancak elmas, doğum günü partisinin verildiği gece Rachel’ın odasından gizemli bir şekilde çalınır. Olayı çözmek için dönemin en ünlü dedektifi Müfettiş Cuff eve çağrılır. Ancak işler göründüğünden çok daha karmaşıktır; çünkü evdeki herkesin (aile üyeleri, hizmetçiler ve misafirler) sakladığı bazı sırlar vardır. Yazar, kitabı akıcı ,sıkılmadan okunması ve merak uyandırması için tek karakter üzerinden anlatım yerine olaylara
AytaşıWilkie Collins · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025205 okunma
Bir Aşk ve Güzellik uğruna harcanan hayatlar...
Puan vermedi·160 syf.··
2026 79. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 13:34
Roman, etrafındaki erkeklerin sürekli "intihar" süsü verilmiş gizemli ölümlerle hayatını kaybettiği, ölümcül kadın figürü olan Selma’nın ve onun yarattığı karanlık girdabın hikâyesini anlatır. Hikâyede aşk, tutku, korku ve ölüm temaları iç içe geçer. Roman, iki yakın çocukluk arkadaşı olan Nevzat ve Halim'in bir vapur yolculuğundaki sohbetiyle başlar. Nevzat, yeni tanıştığı ve delicesine aşık olduğu gizemli kadın Selma’dan arkadaşına bahseder. Ancak Nevzat bu kadına karşı derin bir tutku beslerken aynı zamanda ondan içten içe korkmaktadır. Çünkü Selma'nın geçmişi karanlıktır; babası, eski kocaları ve hatta yanındaki beslemesi bile şüpheli şekillerde intihar etmiştir... Nevzat, sevgilisinin sadakatini ölçmek ve üzerindeki gizemi çözmek için arkadaşı Halim'i adeta bir yem gibi kullanarak onu Selma ile tanıştırır. Halim de ilk görüşte Selma'nın hipnotize edici, loş ve esrarengiz çekimine kapılır... Selma, erkekleri alkol, afyon ve kadınsı cazibesiyle etkisi altına alarak iradelerini ellerinden alır. Onun ağına düşen erkekler, adeta kendi rızalarıyla ölüme sürüklenirler. Halim'in de bu gizemli zincirin bir parçası olarak hayatını kaybetmesi üzerine olaylar çözülmez bir kördüğüme dönüşür. Klasik polisiyelerdeki gibi "katil kim?" sorusundan ziyade, suçun psikolojisine ve Selma'nın kurbanlarını adım adım nasıl yok ettiğine odaklanan roman, Viyana'ya kadar uzanan sürpriz ve sarsıcı bir sonla biter... Kısacası kitap; insan ruhunun karanlık yönlerini, saplantılı bir aşkın insanı nasıl felakete sürükleyebileceğini ve bir kadının zekasıyla erkeklerin zaaflarını nasıl yönettiğini anlatan, atmosferi oldukça kasvetli ve sürükleyici bir polisiye eserdir...
Alıntı
Selma ve GölgesiPeyami Safa · Alkım Basım Yayın · 20173,386 okunma
Reklam
Reklam