Hubris Sendromu
Sosyolog Ziya Gökalp, makam koltukları için “Firavun sandalyesi” demişti, kim bilir neleri görerek?.. Bunu, dostu ve yol arkadaşı Ahmet Ağaoğlu yazmıştır. (İş Mecmuası, 1939, sayı 19) Çok ihtiraslı politikacılardan korkarım ben. Tevazu tiyatrosu oynasalar bile megalomanileri belli olur. Siyaset biliminde buna “hubris sendromu” deniliyor. George W. Bush’un Irak’ı işgalindeki sebeplerden biri kendisini “büyük başkanlar” arasına yerleştirme dürtüsüydü! Taha Akyol Karar 24/06/2026
Alıntı
Hayatla piştiği gibi kitapla da pişmeli insan. Bir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Özür dilerim, öyle ya, siz belki acıyı seversiniz..." Çok üşümüş bir ses bu. Ruh Üşümesi, Adalet Ağaoğlu
Alıntı
Okuma hedeflerim:
Kitaplığımda henüz okumadığım şu kitaplar kaldı: John Fowles - Büyücü Clarissa P. Estés - Kurtlarla Koşan Kadınlar (Yarım bırakmıştım) Thomas Hardy - Adsız Sansız Bir Jude İhsan Oktay Anar - Suskunlar & Puslu Kıtalar Atlası Şule Gürbüz - Öyle Miymiş & Coşkuyla Ölmek Adalet Ağaoğlu - Fikrimin İnce Gülü Mario Vargas Llosa - Zor Zamanlar Gabriel Garcia Marquez - Yüzyıllık Yalnızlık (yorumlardan dolayı uzak duruyorum) Jack London - Martin Eden ( bu kitaba kaç kere baştan başladım, hevesim kaçtı 🤚🏻) Bir de tabii PDF olarak kaydettiğim birçok kitap var. Şimdiki hedefime ulaştığım için, son kitabı bitirdikten sonra okumalarıma belki biraz ara verip süreci zamana yaymayı düşünüyorum. 📚✨
Mustafa Kemal Atatürk, kız kardeşi Makbule Atadan, Mahmut Celalettin Üner, Salih Bozok, Ülkü Adatepe, Şükrü Kaya, Fuat Bulca, Kazım Özalp, Ali Çetinkaya, Asım Gündüz, Ahmet Ağaoğlu ve diğer katılımcılarla beraber T. H. Y. istasyonu'nda Sabiha Gökçen ile diğer Pilotları beklemesi sırasında, Ankara.. 22 Mayıs 1937.
HİKÂYE TÜRLERİ...
(...) “Hacmine”, “mevzuuna”, “tekniğine”, ve bunlar gibi birçok unsura ve akıma göre değişik hikâye türleri sıralanabilir. Meselâ hacmine göre “uzun hikâyeler” ve “kısa hikâyeler” vardır edebiyatımızda. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Kemâl Tahir gibi yazarların hikâyeleri oldukça uzundur ve sanki bunları romancılığa ısınmak için yazmışlardır. Genellikle Refik Halit Karay, Sait Faik, Halikarnas Balıkçısı ve Tarık Buğra gibi yazarların tercih ettikleri kısa hikâyeler ise zâhirdeki kolaylığının aksine, gerçekte zor bir türdür. Bir kere romandaki gibi geniş bir alan yoktur yazarın karşısında… Zamanı ve mekânı sınırlamak, dağılmamak, tek bir noktada toplanmak ve âdeta duygu ve muhtevayı tabletleştirmek memuriyeti… Zor ve çetin olan kısa hikâye budur. Bu anlamda, Cumhuriyet dönemi öncesinde ve sonrasında (Büyük Doğu ve İBDA Mimarları’nın hikâyeleri dışında) ciddiye alınacak çok az hikâye vardır. Zorluğun, çetinliğin ve tecridin misâli olması gereken kısa hikâye, Türk edebiyatında uzun hikâye ve romanın kendine hâs zorluklarından kaçışın sığınağı hâline gelmiş ve ucuzluğun misâli olmuştur. Romanın istediği geniş senteze gücü yetmeyenler, kısa hikâyeciliğe kaçmışlardır. Üstelik kaçtıkları yerin kendilerinden istediği tecrid bünyesinden de mahrum oldukları meydandadır. Kısa hikâyeciliğin en başarılı isimlerinden olan Sait Faik bile bu misâlin çerçevesindedir. Uzun hikâyeleri ile tek romanı olan Medarı Maişet Motoru adındaki eseri bütünlükten oldukça uzaktır. “Medarı Maişet Motoru”, bir romandan ziyâde, birbirinden kopuk duyguların hikâyeleştirilmesi ve bunların birbirine zincirlenmesi ile oluşan hikâyeler bütünüdür. **Bu durumun, ilk bakışta sanılabileceği gibi, İbda Mimarı’nın “Gölgeler” romanıyla veya Marcel Proust’un “Geçmiş Zaman Peşinde”siyle ciddi bir
Roman ve Hikaye Farkı