"Hiç mi diyor bu ses? Ama her seferinde uyanınca bu rüyanın yalnızca acı bir şaka olduğunu görürüm. Gene yapayalnız, kimsesiz bulurum kendimi. Yaşantım kapkara, ıssız, umutsuz; ruhum, kalbim aç susuz; ama yemek, içmek yasak edilmiş! Şu anda göğsüme sokulan tatlı, yumuşak düş! Ötekiler gibi sen de uçup gideceksin nasıl olsa. Yalnız, gitmeden önce öp beni bir kez. Sarıl bana, Jane."
"Onun parmakları bu!" diye bağırdı. " Onun o incecik, minnacık parmakları! Demek ki dahası var!" O kuvvetli el benim ellerimden kurtuldu, kolumu kavradı... Sonra omzunu, boynumu, belimi... Sımsıkı sardı beni, kendine doğru çekti. " Jane mi bu? Jane değilse ne? Onun biçimi bu, onun bedeni."
"Ses de onun sesi!" diye ekledim.