Sen ölmekte olan birine benziyorsun. Sen her gün ölüyorsun, derinlikli, ciddi anlamda, yani insanın bu kelimeleri çoğunlukla anladığı gibi değil, ancak hayat gerçekliğini yitirmiş ve "sen ömrünün hesabını bir fesih gününden öbürüne kadar tutuyor sun." Her şeyin yanından geçip gitmesine göz yumuyorsun, sende bir etki uyandırmıyorlar ama sonra bir şey çıkageliyor, seni sımsıkı kavrıyor, bir fikir, bir durum, bir genç kızın tebessümü ve şimdi sen de "ilgilisin;" zira sen nasıl ki belli vesilelerle "ilgili" değilsen, diğer zamanlarda devredesin ve tümüyle "emre amadesin." Her nerede bir hadise varsa, sen orada yerini alırsın. Sen hayatta, kalabalığın içinde itişirken yapmaya alışkın olduğun gibi hareket ediyorsun. "En sıkışık insan kümesine doğru sokuluyorsun, mümkünse, öbürlerini iteleye kakalaya tepelerine çıkmaya bakıyorsun ve oraya bir çıktın mı da, mümkün mertebe kendi kolayına bakıp rahatlıyorsun ve sen hayatı da aynen böyle sürüyorsun." Lakin hadise bitip, kalabalık dağıldı mı, sen yine sokağın köşesinde dikilip dünyayı seyrediyorsun. Ölmekte olan biri, herkesin bildiği üzere, olağanüstü bir enerjiye sahiptir, sende de böyle. Bir fikir mi usa vurulacak, bir yapıta mı göz gezdirilecek, bir plan mı gerçekleştirilecek, küçük bir serüven mi yaşanacak - hatta bir şapka mı satın alınacak, sen meseleye müthiş bir güçle sarılırsın.