Anlam bilimine dair yazı okurken hoşuma giden bir nokta vardı, hocalarımızın “bunun anlamı ne söyle” gibi sıkıştıran sorularına cevap niteliğinde hissettmiştim görünce: İki çeşit anlam vardır biri tanımlamalarla fark ettiğimiz ve kabul ettiğimiz, diğeri kelimeler olmaksızın içselleştirdiğimiz.
Öyle ki kelimenin anlamına dair net bir birlik veya kişisel düşünce yokken anlamı grupça benimsemişiz.
Oblomov da böyle bir kitap. Oblomovluk nedir dendiğinde denilecek kelimeler bulunabilir ama bu asla hissettiğim o yoğun anlam olmayacaktır.
Oblomov içedönük bir kişilik olarak toplumun yaşayışından farklı yaşıyor, onlara benzemek de istemiyor ama sürekli benzemesini isteyenler mevcut. Bu çaba kitabı okurken mantıklı da geliyor ,muhtemel biz de benzer yaşamda olduğumuz için.
Oblomov düşünüyor sürekli bu oldukça kıymetli bir iş ,odasından çıkmak dahi istemiyor yeri geliyor.
Uyuşukluk halinde olmaktan ölmüş artık diye tanımlanıyor Olga tarafından.
İnsanın yaşarken ölebilmesiyle ciddi ciddi karşılaşıyoruz.
Ölebiliyor, ölmüş gibi yaşayabiliyor.
Oblomov değişmesi ,uyum sağlaması beklenen içedönük kişilerin yansımasıdır da yalnızca ölmüştür bir gün dışarı bakarken sandalyesinde öldüğü gibi.