“ …Tuna! Ormanlıklı adaları, sakin, azametli cereyanıyla mâzinin bütün şanlı vakâyiyle kalbe hürmet ilkâ eden koca nehir! Türk’ün şimaldeki en tabii hududu Türkler’in Avrupa’da ab-ı hayatı! Seni biz bırakmayacaktık fakat gittikçe özü kuruyan bir ağaç gibi dallarımız, budaklarımız kendiliğinden kopmaya başladı. Hastalığı dallarda sandık, bilmeyerek lüzumsuz yere baltaladık, lüzumsuz yere çırpındık, çırpındıkça kırıldık. Şimdi evet, belki şimdi hastalığımızı anladık, içimizde pek kuvvetli hayat saklı duran özü tedaviye başladık. Bir kere bugünü evlatlara okutalım, bir kere elimizdeki tarlaları canlandıralım. Çok değil, milletimizin onda birine Türklük kuvvetini, milli vicdanı hissettirelim, o zaman biz yine geleceğiz. Büyükbabalarımızın atlarını sulattığı o Zemzem suyunla biz de yüzlerimi, gözlerimizi yıkayacağız.”
Selçuklu çöktüğünde Türklüğün kolektif dehâsı Osman Gazi'yi ortaya atmıştır. Yabgulu Oğuz Devleti çökerken de Türklüğün kolektif dehası Selçuk Bey'i ortaya atmıştı. Birinci Dünya Savaşı'nın bitimine doğru ise Türklüğün kolektif dehâsı Mustafa Kemal Paşa'yı ortaya atmıştır. Benim kişisel görüşüm şudur ki Türklüğün kolektif dehâsı Enver Paşa'yı ortaya atsaydı Mustafa Kemal Paşa tutunamazdı. Bu kişisel görüşüm eleştiriye açıktır. Bununla beraber Türklüğün kolektif dehâsı Tanrı'nın dehâsı olmadığına göre yanılgısız sayılmaz. Türklüğün kolektif dehâsı kusursuz değildir. Atatürk ve Enver de kusursuz görülemezler. Aksi takdirde hepsine birden tanrılık atfetmemiz kaçınılmaz olurdu.
#MetinSavaş