Teşkilat-ı Mahsusacılar için: Bu nesil bütünüyle terk-i dünya etmedikçe Osmanlı ruhu bir heyûlâ gibi Orta Doğunun üstünde gezmeye devam edecektir. Bu nesil hayattan ve dünyadan çekildikten sonra da o ruhu hatırlayan kalmayacaktır.
İngiliz Tarihçi Arnold Toynbee,
Talât’ın parasız kalışına bizler alişıktık. Daha genç yaşlarında Selânik’te bulunduğumuz sırada sık sık kendi tabiri ile «meteliksiz» kalır, arkadaşlarından borç istemek zorunluğu duyardı. Bir gün Aka Gündüz’ü bulup iki mecidiye borç istemiş. O zaman Aka’nm ne Aka’lığı ne de Gündüzlüğü vardı. Kendisine şair Enis Avni ismi takılmıştı. Asıl adı bu idi. Talât’ın isteği üzerine Aka derhal elini cebine sokmuş, iki mecidiye çıkartıp Talât’a vermiş: Şakayı pek seven Talât işi alaya alarak şöyle demiş: «İnşaallah sadrazam olduğum zaman sana bu paranın on mislini vereceğim» ve iki arkadaş kahkahalarla gülmüşler.
Postacı Talât Efendi kim, Sadrazam Talât Paşa kim? Gel zaman git zaman yukarıda belirttiğimiz olaylar sonunda Talât sadrazam oldu. Aka Gündüz ise o tarihlerde pek darda kalmıştı. Yani Talât’ın dediği gibi meteliksiz dolaşıyordu. Bunu haber alan Talât, Selânik’te aldığı iki mecidiyeyi hatırlamış ve şakadan da olsa verdiği sözü tutmak için bir kese içine koyduğu on altını Aka Gündüz’e göndermiş.
Türk idarecilerinden Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey, Yozgat Mutasarrıfı Nusret Bey, Diyarbakır Valisi Dr. Mehmet Reşit Beyler ne güne duruyorlardı. Yakaladılar ve Divan-ı Harbe sevk ettiler. Bunlardan Kemal Bey, Nusret Bey' hüküm giyerek idam edilmişlerdir. Vali Dr. Mehmet Reşit Bey tahkikat esnasında hapishaneden kaçırılmış ve sonra intihar etmiştir.
Bütün bir devrin suçlusu onlarmış gibi ve Türkiye’de öteden beri rahat durmadan isyan çıkaranlar suçsuzmuş gibi bir hava içinde tarihin hatasını «Nemrut Mustafa Divân-ı Harbi» kararı yapmıştır.
Bu kararda mahkûm olan ne Kemal ne Nusret ve ne de Vali Dr. Mehmet Reşit Beylerdir. Bu kararda hükümet ve divan kendi kendilerini ve Türk milletini mahkûm etmiştir.
Yavuz ve Midilli, yani Göben ve Breslav, Sivastopol’ü bombardıman etmeselerdi bile biz, tarihsel determinizmin gereği olarak bu savaşa nasıl olsa bir tarafından girecektik...